"Bazı hayatlar doğduğu toprağa borçludur; bazı ruhlar ise yalnızca inandığı davaya adanır."
KİMLİĞİ VE VAZGEÇİLMEYEN YÜK
Şanlıurfa’nın kadim topraklarında, Siverek ilçesinin Küçükgöl köyünde filizlenen bir isimdi İbrahim Gizligöl. Tarihin en zorlu ve karanlık yıllarında, henüz 25 yaşında, yarına dair umutlarla dolu bir yuvayı geride bırakarak yaşadı. Evliydi ve gökyüzüne bakarken her an içini ısıtan bir sırrı vardı: henüz kucağına alamadığı, varlığını beklediği evladı. Mesleği bir unvanla anılmıyordu belki, ama ruhu ve hayatı, en yüce mertebeye, Ülkücü mücadelenin sarsılmaz neferi olmaya adanmıştı.
ÇİLE VE ADANMIŞLIK YILLARI
İbrahim Gizligöl’ün genç ömrü, bir ateş çemberinin ortasında geçti. Ülkü uğruna verdiği mücadele, onu sürekli bir hedef haline getirmişti. Sadece düşmanın saldırılarına değil, o dönemin zulmün yüzü olan POL-DER’li polislerin kurduğu düzmece suçlamalarla da mücadele etti. Vücudu, inancının bedelini ödedi; maruz kaldığı işkenceler, boyun eğmediği davasının nişaneleri olarak ruhuna kazınmıştı. Bir direniş abidesiydi o, demir prangaların bile bükemediği bir iradenin timsaliydi. Dört POL-DER’li polisin öldürülmesi suçuyla aranıyor olması, onun omuzlarına yüklenmiş, ağır ve haksız bir yazgıydı.
O SON YOLCULUK, KARAR VE KAÇIŞ
Takvimler 14 Ağustos 1978’i gösteriyordu. İbrahim, Siverek’e doğru, köylülerinden birine ait bir kamyonun üzerinde ilerliyordu. Bu, sıradan bir yolculuk değil, bir arayış, belki de son bir hesaplaşmaya doğru atılan adımdı. Şanlıurfa topraklarında kurulan pusuda, kaderi onu arama timiyle karşı karşıya getirdi. O an, bir kahramanın son kararı verilmişti: teslim olmak, yeniden işkencenin ve haksızlığın kucağına düşmektense, özgürlüğe doğru son bir hamle yapacaktı.
Yakalanmamak için kamyondan indi. Bu iniş, sadece bir araçtan ayrılış değil, davasına sadakat yemininin vücut bulmuş haliydi. Hızla koşmaya başladı; ardında eşinin bekleyişi, önünde ise sarsılmaz inancının gölgesi vardı. Bu, bir firar değil, bir direnişin en çaresiz anındaki onurlu deparıydı.
ŞEHADET VE EBEDİ MÜHÜR
Ancak kader, Urfa yollarında keskin bir kurşunla yazılmıştı. Koşusu, Şanlıurfa Jandarma Alay Komutan Yardımcısı rütbesindeki bir yüzbaşının tetiğinden çıkan mermiyle sona erdi.
14 Ağustos 1978 günü, henüz 25 yaşındayken, beklediği çocuğunu kucağına alma hayali yarım kalarak, özgürlük aşkıyla attığı son adımda, İbrahim Gizligöl ruhunu Allah’a teslim etti. Acılarla, iftiralarla ve işkencelerle geçen kısa ama destansı ömrü, Şanlıurfa’da, aziz bir şehidin kanıyla mühürlenmiş oldu.
"O gün 25 yıllık bir ömür sona ermedi; bayrağı asla düşmeyecek bir destan, 14 Ağustos 1978’de Siverek topraklarına mühürlendi."