"Fedakârlık, ruhun bedene meydan okumasıdır. O gün Turgutlu’da, sadece bir can değil, bir neslin kararlılığı toprağa düştü."
ADI VE YEMİNİ
Tarih, 14 Ağustos 1979. Coğrafya, Manisa’nın yiğitlik kokan Turgutlu İlçesi. Bu tarihe ve bu topraklara, adını silinmez bir mühürle kazıyan bir yiğidin hikâyesidir bu: Şehit Emin İzbudak. O, Turgutlu’nun evladıydı; tıpkı doğduğu topraklar gibi sade, vakur ve davasına derinden bağlıydı. Hayatını adadığı kutsal yemin, onu gençlik hareketinin en ön saflarına, Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) çatısı altına taşımış, burada sadece bir üye olmakla kalmamış, derneğin yönetiminde görev alarak inanmışlığın ve hizmetin ne demek olduğunu göstermişti.
ALIN TERİNDEN DÜŞE KURULAN YÜREK
Emin İzbudak, büyük sözlerin değil, büyük eylemlerin insanıydı. Mesleği işçilikti. Boyacılık işinde çalışarak rızkını alın teriyle, tertemiz kazanırdı. Onun için emek, sadece karnını doyuran bir araç değil, karakterini inşa eden bir onur levhasıydı. Gündüz boya kokan elleri, gece vatan ve millet sevdası için atılan imzaları ve alınan kararları taşırdı. O, hem omuzlarında işçi tulumunun yükünü, hem de vatanın geleceği davasının ağır sorumluluğunu taşıyan, inançla yoğrulmuş bir Anadolu yiğidiydi.
TURGUTLU’NUN DÖRT ASLANI VE SON SOHBET
O karanlık ağustos gecesi, 14 Ağustos 1979’da, saatler 22.45’i gösterirken, Turgutlu’da bir kahvehane, dört ülküdaşın son yoldaşlık meclisine ev sahipliği yapıyordu. Kahramanımız Emin İzbudak, kader ortakları Arif Şanlı, Zeki Yamankara ve Ali Aktan ile birlikte, memleketin hâli üzerine hasbıhal ediyor, belki de geleceğe dair umutları tazeliyorlardı. Onların omuz omuza duruşu, Turgutlu semalarında adalet ve sevgi sancağının gölgesiydi.
Ancak pusuda bekleyen, gölgelerde gizlenmiş bir ihanet vardı.
KANLI BASKIN VE SON NEFES
Sohbetin en derin anında, alçaklık en maskeli yüzüyle kapıyı çaldı. THKP-C mensubu 4 maskeli militan, ellerinde otomatik silahlarla kahvehaneye vahşice bir baskın düzenledi. Bu, bir çatışma değil, inanca, yoldaşlığa ve onura sıkılan kalleşçe bir kurşun yağmuruydu.
Otomatik silahlar, dört yiğidin bulunduğu köşeyi kana buladı. Onlar konuşan fikirlerdi, susturmak için kurşun yağdırıldı. O an, Emin İzbudak, Arif Şanlı ve Zeki Yamankara, aldıkları kurşun yaralarıyla orada, inandıkları davanın eşiğinde, şehadet makamına ulaştılar. Vücutları düştü, lakin ruhları ve isimleri Turgutlu’nun hafızasına birer yıldız gibi çakıldı.
Ali Aktan ise ağır yaralıydı. Kahramanların son nefeslerini verdiği o kahvehaneden hastaneye kaldırıldı, ancak bir hafta sonra o da yoldaşlarına katılarak şehit oldu. Bu kanlı baskın, Turgutlu’dan dört büyük fedakârlığı birden alıp götürmüş, davanın bedelini en ağır şekilde ödetmişti.
Emin İzbudak, alın terinin kutsallığına inanan bir işçi olarak yaşadı ve inancının onuru uğruna, gözünü dahi kırpmadan, kahramanca şehit oldu.
"Bazı ölümler, sadece bir son değil; ardında durulan davanın, nesiller boyu yankılanacak olan destansı başlangıcıdır."