"Bazı hayatlar bir kitaptan daha kısadır, ama taşıdığı anlam bir milletin kaderine denktir."
GENÇ BİR YÜREĞİN DESTANI VE KÖKLERİ
Anadolu’nun kadim topraklarından, Bolu’nun Mudurnu ilçesi Camii Kebir nüfusuna kayıtlıydı o. Adı Ali Bülent Orkan. Henüz 25 yaşındaydı; hayatının baharında, geleceği inşa etme aşkıyla yanıp tutuşan bir öğrenci. 1975 yılından itibaren ailesiyle birlikte Ankara’nın Etlik Aşağı eğlence semtine yerleşmişti; başkentin zorlu, çalkantılı atmosferinde bile öğrenimden vazgeçmedi. İncirli Lisesi’nin gece bölümünde derslerine devam ederken, gündüzleri vatanın geleceği için yürüdüğü yolda, inancının sarsılmaz kalesini inşa ediyordu. O, sıradan bir öğrenci değil, adanmışlığın ta kendisiydi.
12 EYLÜL FIRTINASI VE İDAMA YÜRÜYEN DURUŞ
Vatan topraklarının derin kutuplaşmalara sahne olduğu 1980 öncesindeki o zorlu yıllarda, Ali Bülent inandığı değerler uğruna geri adım atmamıştı. Bu kararlı duruşunun bedeli ağır oldu. Ülke üzerine çöken 12 Eylül karanlığında kurulan mahkemelerde yargılandı. Savunmasını imanıyla yaptı, teslim olmayı reddetti. Genç yaşına ve parlak geleceğine rağmen, mahkeme salonlarında verilen hükmü, bir destanın zorunlu kurbanı olarak karşıladı: İdam cezasına çarptırıldı.
ÖLÜM HÜCRESİNDEN SON VEDA YOLU
Artık Mamak Askeri Cezaevi’nin soğuk, karanlık bir hücresi, onun yatağı değil, adeta ebediyete açılan kapısıydı. Bir kahramanın en büyük sınavı, bu dar ve kasvetli alanda, kader anını beklemekti. Takvimler 13 Ağustos 1982 Cuma’yı gösterdiğinde, sabaha karşı ölüm hücresinden alındı. Sessizliğin en derin olduğu o anlarda, Ulucanlar Kapalı Cezaevi’nin infaz bahçesine doğru son yürüyüşüne başladı. Bu, bir mahkûmun yürüyüşü değil, inancından taviz vermemiş bir fidanın, gözü pek bir yiğidin kendi akıbetine, vatanının geleceğine doğru attığı kararlı adımlardı.
ANKARA’DA YÜKSELEN SON NEFES
13 Ağustos 1982. Ankara. Genç bir ömrün, uğruna savaştığı değerler için son nefesini vereceği o gün geldi. Ulucanlar Kapalı Cezaevi’nin infaz bahçesi, Ali Bülent Orkan’ın şehadet makamına ulaştığı yer oldu. O, bedenini bu vatanın çimentosu yaparken, 25 yıllık ömrünü adanmışlığın en yüce mertebesine taşıdı. Bir öğrenci olarak çıktığı hayat yolculuğu, inandığı yolda asılarak şehit edilmesiyle son buldu. Fakat o son an, kuru bir infaz değil, bir ülkü uğruna verilen en büyük, en onurlu yemindi.
EBEDİYETİN KARŞIYAKA’SI
Ali Bülent’in aziz naaşı, başkent Ankara’nın Karşıyaka Mezarlığına defnedildi. Bedeni toprak altında huzur bulurken, fedakarlığının yankısı, 12 Eylül karanlığını delip geçen bir nida olarak tarihin sayfalarına kazındı. O, sadece genç bir öğrenci değildi; o, adanmışlığın ve cesaretin destanlaşan ismi, ölümsüz bir şehitti.
"25 yıllık bir ömrün sığdırdığı iman ve adanmışlık, takvimlerin durduğu o son günde ölümsüzlüğe yazılmıştır."