"Bazı hayatlar, vatanın en yüksek kulesini inşa etmek için tuğla olur; bazı ölümler ise bir davanın sonsuz mührü."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN YÜKSEK MİMARI
Tarihin karanlık gölgeleri üzerine cesaretini yazan yiğitlerden biriydi O: Osman Öztaş. Manisa'nın Turgutlu ilçesinin bereketli topraklarında doğmuştu, ancak mesleği ve davası onu çok daha büyük bir inşaata, ülküye çağırmıştı. O sadece bir evlat, bir eş, küçük bir çocuğun 32 yaşındaki sevgili babası değildi. O, milletine hizmet etme yeminini eden bir liderdi.
Yüksek İnşaat Mühendisi olarak zekâsını ve yeteneğini kanıtlamıştı. Fakat ruhundaki ateş, onu sadece çelik ve betondan yapılar kurmaya değil, aynı zamanda Turgutlu MHP İlçe Teşkilatı’nın sarsılmaz temelini atmaya yöneltti. Makamların peşinde değil, milletin hizmetinde koşuyordu; nitekim Milletvekili adayı olarak da bu adanmışlığını en yüksek perdeden ilan etmişti. Osman Öztaş, hem ailesinin direği hem de davasının en sarsılmaz neferiydi.
AĞUSTOS 1977: ZAMANDA BEKLEYEN TUZAK
Tarih 13 Ağustos 1977’yi gösterdiğinde, Manisa’nın gökyüzü sıradan bir yaz gününün huzurunu taşıyordu. Fakat karanlık zihinler, bu huzurun altına hain bir pusu gizlemişti. Osman Öztaş, o gün hayatın en mutlu anlarından birine, bir düğüne katılmak üzere hazırlanıyordu. Günlük bir eylem, sıradan bir yolculuk... Ama bu yolculuk, kahramanlık destanının son satırı olacaktı.
Sırtında taşıdığı siyasi sorumluluk, üstlendiği başkanlık görevi ve Milletvekili adaylığı sebebiyle, O artık sadece bir mühendis değil, hain kurşunların hedefindeki bir sancaktardı. Düğün neşesine doğru atılan adımlar, aslında bilinçli bir fedakârlık ateşine doğru atılan son adımlar olmaya yazılmıştı.
SON KARAR VE KAHPE EYLEM
Arabasına yöneldi. O an, tarihin en kirli tuzaklarından biri onu bekliyordu. Alçak eller, namertçe bir kahpelikle, bubi tuzağını onun bineceği arabanın içine kurmuşlardı. Yüz yüze gelmekten korkan, mertçe mücadeleden kaçan bu korkaklar, karanlığı silah edinmişlerdi.
Osman Öztaş, günlük ritüelini yerine getirdi: Arabasına bindi. Kontağı çevirdi.
O tek hareket, bir liderin son iradesini, davasından asla vazgeçmeyeceğinin sessiz yeminini taşıyordu. O an, saniyelerin sonsuzluğa uzandığı an oldu.
PARÇALANAN BEDEN, EBEDİLEŞEN RUH
Kontak anahtarının dönüşüyle birlikte, gürültülü bir patlama, Manisa semalarında yankılandı. Vatanın sarsılmaz kalesi için çalışan ülküdaşımız, kurulan bu alçakça bombanın şiddetiyle parçalanarak şehadet mertebesine ulaştı.
Düşmanın hedefi sadece bir bedeni yok etmekti; ancak bilmedikleri şuydu: Osman Öztaş’ın 32 yıllık ömrü boyunca inşa ettiği ruh, o patlamanın dumanları arasından yükselerek, adını ebediyete kazıdı. O’nun bedeni dağılsa da, davasına olan sadakati, geride bıraktığı boşluğu dolduran destansı bir fedakârlık olarak kaldı.
O an, fiziki olarak yok oluş değil, ülkücü hareketin hafızasında sonsuza dek sürecek bir anıtın dikiliş anıydı. Turgutlu, kahraman evladını bağrına bastı. Cenazesi, doğduğu toprakların şahitliğinde, bir şehit olarak toprağa verildi. Osman Öztaş, bedelini canıyla ödeyerek, yol gösterici bir yıldız oldu.
"Osman Öztaş, bedeniyle bir patlamanın sonunu gördü; ruhuyla ise davasının sonsuzluğa yürüyüşünü başlattı."