"Bazı hayatlar kısadır ama taşıdıkları yük, çağları aşar; onlar, ekmek teknesini vatan bilip, adaletin son kalesini bekleyenlerdir."
TÜRK'ÜN ALIN YAZISI: KİMLİĞİ VE YATAĞAN'IN EMANETİ
Muhterem Gökkurt. Bu isim, 15 Nisan 1980 tarihinin kanlı sayfasına, gençliğin ve fedakârlığın sembolü olarak yazılmıştır. O, yalnızca bir birey değil, zorlu bir dönemin çelikten iradesini temsil eden Ülkücü Şehitler kervanının onurlu bir neferiydi. İlk nefesini, Anadolu’nun derin köklerinde, Denizli’nin Serinhisar ilçesine bağlı Yatağan kasabasında almıştı; taşıdığı ruh, o kadim toprağın sarsılmaz inancıyla yoğrulmuştu.
GENÇ ÖMÜR VE İDEALİN NÖBETİ
Henüz 21 yaşındaydı. Yaşının baharında, vatan sevdası kadar büyük bir yükü, geçim derdini omuzlamıştı. Memleketinden ayrılıp, ekmeğini taştan çıkarmak için İzmir'in karmaşık sokaklarına yerleşmişti. Seyyar satıcılık yaparak, helal rızkının peşinde koşuyordu. Ama onun hayatı sadece bir seyyar satıcı arabasından ibaret değildi; o, aynı zamanda Mezarlıkbaşı MHP teşkilatının adanmış bir üyesi, inancının ve davasının yılmaz savunucusuydu. İzmir’deki her adımı, hem rızık mücadelesi hem de kutsal bir nöbet idi.
İMANIN VE EMEĞİN GÖLGESİNDE
O karanlık 15 Nisan günü, İzmir'in kalabalık merkezinde, Mezarlıkbaşı semtinde, Anafartalar caddesi üzerinde sıradan bir gün yaşanıyordu. Muhterem Gökkurt, Kuşlu Camii'nin huzurlu atmosferinde namazını eda ettikten sonra, biriktirdiği manevi güçle ekmek teknesine, seyyar satıcı arabasına geri döndü. O araba, onun alın teriydi; onun onuruydu. Ancak o dönemin zehirli rüzgârları, imanla yoğrulmuş emeğin bile düşmanıydı.
ATEŞ ÇEMBERİ VE EĞİLMEYEN DURUŞ
Muhterem Gökkurt’un tek başına olduğu bu anda, 7 kişilik devrimci solcu-komünist bir grup, karanlık niyetlerle ortaya çıktı. Onların amacı sadece kavga çıkarmak değil, Muhterem’in davasına, onuruna ve en önemlisi ekmek teknesine saldırmaktı. Hilalin gölgesinde, caminin hemen önünde, adanmış bir gencin kutsalı olan seyyar satıcı arabasını vahşice devirdiler.
İşte o an, bir esnafın direnişi, bir kahramanlık eylemine dönüştü. Muhterem Gökkurt, bu alçaklığa ve hakarete sessiz kalmadı, susmayı reddetti. O, sadece ekmek teknesini değil, duruşunu koruyordu. Sayıca kendilerinden üstün olan militanlar, bir cenk erinin karşısında duramayınca, kalleşliğe sığındılar: Silahlarına davrandılar. Tek bir yüreğe karşı yedi silahın gölgesi düştü.
SON NEFES VE DESTANIN MÜHÜRÜ
Adaletin sesiyle kalkan yiğit, hain kurşunlarla yere düştü. Onu kurtarmak için gösterilen tüm çabalar, hastaneye ulaştırma gayretleri, maalesef neticesiz kaldı. Muhterem Gökkurt, İzmir sokaklarında, davası uğruna, yolculuk esnasında şehadet şerbetini içerek, 21 yıllık hayatını bir destanla mühürledi.
Muhterem'in naaşı, doğduğu topraklara, Denizli Serinhisar Yatağan’a geri taşındı. O, vatanı için yaşamış, ekmeği için mücadele etmiş ve onuru için can vermişti. Cenazesi, artık ebedi istirahatgâhında, inancının sarsılmaz kalesi olan ata topraklarında toprağa verildi.
"Ve o gün, 21 yıllık ömrüyle örülmüş destan, yüreği bir daha asla susmayacak olan Yatağan topraklarına emanet edildi; fedakârlığın adı Muhterem olarak kaldı."