"O, dağların kararlılığını İstanbul’un karmaşasına taşıyan bir yemin taşıyıcısıydı. Gençliğini, bir davanın sonsuzluğuna feda etti."
DOĞDUĞU TOPRAKLARIN YÜREĞİ: LOKMAN KADAKAL
Bazı hayatlar, bulundukları toprağın sertliğini ve asaletinini ruhlarında taşır. Gümüşhane’nin Merkez ilçesine bağlı Süle köyünde, 23 yıllık kısa ömrüne destan sığdıracak olan bir yiğit dünyaya geldi. Adı Lokman’dı. Köyünün sessizliğini, kararlılığını ve saf inancını yüreğine mühürlemişti. Ancak kader onu, 1970’lerin kaynayan kazanı olan İstanbul’a, ailesiyle birlikte Yenibosna semtine taşıdı. Bu yer değişim, bir dağ çınarını, fırtınalarla dolu bir boğazın ortasına dikmek gibiydi.
MÜCADELENİN ER MEYDANI VE ADANMIŞ GENÇLİK
Lokman, sıradan bir öğrenci değildi; ülkü uğruna bilincini keskinleştiren bir neferdi. Lise eğitimini tamamladıktan sonra, geleceği inşa etme azmiyle İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’ne kaydını yaptırdı. O, yalnızca ikinci sınıf öğrencisiydi, ancak hayatının en zorlu sınavını üniversite koridorlarında veriyordu.
Türkiye'nin karanlık günlerinde, doğru bildiği yoldan şaşmadı, tereddüt etmedi. Gençliğini, idealizmle yoğrulmuş bir inanca adamış, Ülkücü mücadelenin tam ortasında, cephenin en ön saflarında yer almayı şerefi saymıştı. O, kağıt üzerinde bir öğrenciydi; ruhunda ise milletinin geleceği için kalkan olan bir fedai.
O KARARLI RAMAZAN GÜNÜ
Takvimler 13 Ağustos 1979’u gösteriyordu. O gün, Ramazan ayının manevi huzuru İstanbul semalarına yayılmıştı. Lokman, her anı tehlikeyle örülü hayatında bile, babasına ait Yenibosna’daki emlakçı dükkanında, ailesine destek oluyordu. Ancak fedakârlık ve görev duygusu, yalnızca büyük savaşlarda değil, iftar sofrasına götürülecek azıkta da gizliydi.
Akşam yaklaşırken, orucun açılacağı kutsal vakit için evine erzak götürmek üzere dükkandan ayrıldı. Bu, bir yiğidin yürüdüğü son yol olacaktı.
İHANETİN GÖLGESİ VE SON NEFES
Lokman Kadakal, masum bir alışveriş için adım attığı sokakta, zalimliğin hedefi haline geldi. Peşine, biri kız, ikisi erkek olmak üzere üç karanlık gölge takılmıştı; devrimci solcu-komünist militanlar, bir davanın erini can evinden vurmak için fırsat kolluyordu.
Bahçelievler’in Sivayuşpaşa mahallesinde, mübarek iftar saatine sadece bir buçuk saat kala, katillerin kalbindeki kin ve nefret, genç bir imanın ışığını söndürmek üzere harekete geçti. Onlar, en savunmasız, en insancıl anı seçtiler.
O an, detayı bilinmeyen bir kararlılıkla, Lokman düşmanının karşısına dikildi ya da bir fırsat anında sinsice arkadan vuruldu. Olgusal metin, sadece katillerin fırsatını buldukları an, ülküdaşımızı kurşunlayarak şehit ettiklerini yazar. 23 yaşındaki bu kahraman öğrencinin son dakikaları, milletine ve davasına olan sarsılmaz bağlılığının kanıyla yazıldığı anlardır. O kurşunlar, yalnızca bir bedene değil, bir milletin vicdanına sıkıldı.
MÜHÜRLENEN EBEDİYET
Lokman Kadakal, inancının gereğini yerine getirmek üzere çıktığı yolda, kutsal iftar vaktine 90 dakika kala, 13 Ağustos 1979 Pazartesi günü şehadet şerbetini içti. O, hayatını sadece 23 yaşında tamamlamış, ancak fedakârlığı ile tüm nesillere ilham verecek ölümsüz bir destan bırakmıştır.
"Tarih, 13 Ağustos 1979’u yazdığında, 23 yıllık bir ömrün, uğruna can verilen bir imanla mühürlendiği kayıtlara geçti. Lokman adı, fedakârlığın sönmez meşalesi oldu."