"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir sancağın dik duruşunu kanlarıyla mühürler. Mustafa Şahin’in hikayesi, böylesi bir mühürdür."
KİMLİĞİ VE KADERİN COĞRAFYASI
O, sıradan bir hayatın yorgun yolcusu değil, Hatay’ın sert coğrafyasında, Kırıkhan’ın bağrında Bayırbucak mahallesinin yiğit bir evladı olarak doğmuştu. Adı Mustafa Şahin’di; ismi, duruşunun çelik iradesini fısıldıyordu. İkametgâhı, sadece duvarlardan ibaret bir yer değil, milletin davasına adanmışlığın köklü bir kalesiydi. Bu topraklar onu doğurdu, o ise bu topraklara sadakatiyle nefes verdi.
ADANMIŞLIĞIN YAŞI VE GERÇEK MESLEĞİ
Takvimler o karanlık yıla geldiğinde, Mustafa Şahin 43 yaşındaydı. Birçok kişinin yaşamın getirdiği yorgunlukla dinlenmeyi düşündüğü olgunluk çağında, o daha büyük bir davanın neferi olmayı seçmişti. Kayıtlara belki bir meslek yazılamadı; çünkü onun hayatı, dünyevi bir uğraşla tanımlanamayacak kadar yüce bir amaca adanmıştı. 43 yıllık ömrü boyunca onun tek ve en kutsal mesleği; milleti için dertlenmek, inançları için direnmek ve Ülkü yolunda yürüyenlerin kalkanı olmaktı.
13 AĞUSTOS 1979: ATEŞ ÇEMBERİ
Tarih, 13 Ağustos 1979’u gösterdiğinde, Hatay’ın göğsünde, Bayırbucak’ın sokaklarında bir alev yükseldi. Bu, sadece bir tartışma değil, ideolojilerin keskinleştiği, inanç ve ihanetin karşı karşıya geldiği kritik bir andı. O gün, devrimci-solcu komünist militanlar, yoldan onurla geçen ülkücülere, zehirli dilleriyle sataşarak yangını başlattılar. Bu tahrik, sadece sözlü bir cüret değil, bir duruşa meydan okumaydı. Mustafa Şahin ve yoldaşları için geri çekilmek bir seçenek değildi. Tartışma kısa sürdü; çünkü karanlık zihniyetler, sözün bittiği yerde namluyu konuşturmayı seçmişti.
SON VURUŞ VE YÜKSELİŞ
O an, Bayırbucak’ın dar sokağı, bir imtihan meydanına dönüştü. Çekilen silahlar, nefsini değil, inancını koruyanların üzerine yöneltildi. Mustafa Şahin, bu hain ateşe karşı siper oldu. Açılan o kurşunlar, onun bedenine isabet ettiğinde, sadece bir canı almadı; 43 yıllık bir destanın zirvesine ulaşmasını sağladı. Ağır yaralandı. Gözlerini son kez açıp kapadığında, vatanının toprağına, Bayırbucak’ın kaldırımlarına kanıyla abdest aldı. 13 Ağustos 1979’da, olay yerinde şehadet makamına erdi. O, ne bir kavgaya kurban gitti ne de bir çatışmada yenildi; o, davası uğruna, geriye dönmeyi reddederek kahramanca bir fedakarlıkla can verdi.
"O, sadece bir kurban değil; 43 yıllık ömrüyle 13 Ağustos 1979'da Kırıkhan'ın göğsüne yazılan, asla silinmeyecek çelik bir imza oldu."