"Bazı hayatlar mürekkeple değil, her gün yürüdükleri yolun tozu ve kanıyla yazılır. Onlar, en ağır yükü taşıyanların kahramanlarıdır."
KİMLİĞİ: BİR YÜREK DOLUSU VAZİFE
O, tarihin o çetin dönemeçlerinde, görünmez kahramanların safında duranlardandı. Çorum toprağında filizlenen sadakati, Ankara’nın zorlu sokaklarında sınanacaktı. Adı Hasan Karaçuha’ydı. 55 yıllık ömrünün her günü alın teriyle yoğrulmuştu. Omuzlarında sadece ailesinin değil, inandığı davanın da sorumluluğunu taşıyordu. Evliydi, dört canın babasıydı. Onun mesleği bir temizlik işçisinin onurlu göreviydi; şehrin kirini temizlerken, kalbini ve vicdanını tertemiz tutmayı bilendi.
ADANMIŞLIĞIN TERTEMİZ SİPERİ
Hasan Karaçuha, sadece evinin direği değildi; o, Akdere-Mutlu Mahallesi’nin sessiz ancak sarsılmaz duruşuydu. MHP Mamak İlçe Teşkilatı’na üyeliği, onun siyasi bir tercih değil, milli bir duruş yemini olduğunu gösteriyordu. O, sıradan bir işçi olarak çalışıyor, ancak inançlarının neferi olarak yaşıyordu. Onun adanmışlığı, yüksek kürsülerde değil, elindeki süpürgenin sapında, evine giden her adımı kararlılıkla attığı o yollardaydı.
O KARANLIK 13 AĞUSTOS ŞAFAĞI
Takvimler 13 Ağustos 1979’u gösterdiğinde, henüz gün ağarmamış, şehrin çoğu uykudaydı. Ama Hasan Karaçuha, her sabah olduğu gibi, görev aşkıyla erkenden yola çıkmıştı. O, sadece ekmeğinin peşinde değildi; o, idealist bir neferin, her gün yeniden başlayan davasının peşindeydi. Bilmiyordu ki, yürüdüğü yolun üzerine, karanlığın militanları tarafından alçakça bir pusu kurulmuştu. Onun tertemiz adımları, kirli bir tuzağa doğru ilerliyordu.
SIRTINDAN VURULAN CESARETİN DESTANI
Militanlar bekledi. Devrimci solcu militanlar, 55 yaşındaki bir işçinin cesaretine karşı durmak yerine, gölgelerin arkasına gizlenmeyi seçtiler. Ve en alçakça şekilde davrandılar: Göz göze gelmekten korktular. Kahramanlığını, omzunda taşıdığı davasını ve alın terini simgeleyen Hasan Karaçuha’yı sırtından vurdular.
Bu, bir çatışma değildi; bu, bir imandı. Bu, bir yiğidin hayatına kastedilen, namertçe bir saldırıydı. Ağır yaralanan ülküdaşımız, düştüğü yerden kaldırılıp hastaneye ulaştırıldı. Hekimler hayat damarını tutmaya çalıştılar, müdahaleler peş peşe geldi. Ancak, o uğursuz kurşun, bir işçinin, bir babanın ve bir davanın neferinin kaderini çoktan mühürlemişti. Tüm çabalara rağmen, Hasan Karaçuha şehit düştü. O, 13 Ağustos 1979’da Ankara’nın şahitliğinde, işine giderken vurulan bir yiğit olarak, adını milletin şehitler defterine altın harflerle yazdırdı.
"Şehit Hasan Karaçuha’nın hikayesi, bize gösterir ki; gerçek kahramanlık, yüksek rütbelerden değil, sırtına saplanan ihanet kurşununa rağmen son nefesine kadar dimdik ayakta kalan bir işçinin tertemiz yüreğinden doğar."