"Bazı hayatlar, karanlık bir çağın üzerine mühür olarak vurulur; ne zaman doğduğu değil, hangi davaya kurban olduğu yazılır kalbine."
ADI VE ÇAĞI: BİR DESTANIN BAŞLANGICI
Ülkücü Şehit Hüseyin Onar... Bu isim, bir dönemin çelik iradesini ve sarsılmaz inancını tek başına temsil eder. Hakkında tutulan kayıtlarda, dünyevi sıfatların çoğu bir sis perdesinin ardında kalmıştır. Nerede gözlerini bu fani dünyaya açtığı, hangi mesleğin ağır yükünü omuzladığı önemsizleşmiştir; zira onun hayatının ölçüsü, kişisel başarıları değil, adanmışlığının ta kendisiydi. Hüseyin Onar, sadece bir insan değil, 1979 yılının Türkiye'sinde bayrağı yere düşürmemek için göğsünü siper edenlerin sembolüydü. O, unvanların ötesinde, davası uğruna nefes alan bir kahramandı.
YIL 1979: ADANMIŞLIĞIN ZİRVESİ
Tarih 1979’u gösterirken, topraklarımız bir ateş çemberiydi. Her köşe başında tehlikenin gölgesi gezinmekte, ülkenin bekası için verilen mücadele en çetin savaş halini almıştı. Hüseyin Onar, bu karanlık ve sisli çağda, gerçeğin ve adaletin bayraktarı olmayı seçenlerdendi. O, huzurlu bir yaşamın konforunu elinin tersiyle iterek, ülkücü yemininin gereğini yerine getirmek üzere tehlikenin ortasına yürüdü. Bilinmeyen doğum yeri, kayıtlarda eksik kalan mesleği; tüm bunlar, onun dünyalık olan her şeyi bir kenara bıraktığını, kendini tamamen ulvi bir amaca adadığını gösteren en güçlü delillerdir.
SON ADIMIN SIRRI VE BİLİNMEYEN YEMİN
Şehadete giden yolun detayları, kayıtlara geçmedi; olay gününün karanlık perdesi aralanmadı. Hangi hain tuzağın onu hedef aldığı, son anlarında hangi sözlerin dudaklarından döküldüğü bir sırdır. Ancak bu bilinmezlik, Hüseyin Onar'ın fedakârlığını gölgelemez, tam tersine, yüceltir. O, neyin beklediğini bilmeden, hiçbir garantisi olmadan, yalnızca inancının rehberliğinde o son adımı atmıştır. Bu, kuru bir ölüm değil, bilincinde olunan bir kurban ediştir. Hüseyin Onar’ın şehadeti, tarihin kayıtlarında boş bırakılan o satırlar kadar derindir; zira o, hayatının son anındaki en kritik seçimi, davası uğruna tereddütsüzce yürümekle yapmıştır. O, bir destan yazdı; bu destanın en çarpıcı kısmı ise, nasıl yazıldığının bilinmemesidir.
İSTANBUL: ŞEHADETİN MÜHÜR VURULDUĞU YER
Bir kahramanlık destanı, nihayetinde bir mühürle tamamlanır. Hüseyin Onar için bu mühür, İstanbul’da, 13 AĞUSTOS 1979 günü vuruldu. Binlerce yıllık tarihin yükünü taşıyan kadim şehir, o gün bir evladının daha kanını kutsal toprağına katarken, onun ismini ebediyete yazdı. İstanbul'un gürültüsü arasında yitip giden bir hayat değil, 13 Ağustos’ta ülkücü hareketin kalbine kazınan bir onur abidesi oldu. O, bedenini siper ederek, o karanlık dönemde davanın sancağını asla yere düşürmeyeceğini kanıtladı.
"Adı, 13 Ağustos 1979’da İstanbul’un betonlarına kanla yazılmış bir yemindir. O, bir şehitten öte, geride kalanlara adanmışlığın desturunu bırakmıştır."