"Bir davanın şehidi olmak, ölüme değil, ebediyete doğru atılan son adımdır. O adım, 12 Ağustos 1977’de Adana’nın toprağına mühürlendi."
I. YÜREĞİ KOZAN’DAN YÜKSELEN SES
Adı ZÜLKAR SEVGİ idi. Hayatının baharında, henüz 22 yaşındayken, davasına adanmışlığın bedelini en ağır şekilde ödeyecekti. O, Adana'nın bereketli topraklarında, Kozan İlçesi'nin Çokak Köyü’nde, bir çiftçi ailenin onurlu evladı olarak gözlerini açtı. Hayat mücadelesi erken başladı; hem tarlada emeğini, hem de okul sıralarında zekâsını sergiledi. Adana Ticaret Lisesi’nden mezuniyetini kazancıyla harmanlayan bu genç adam, emeğin ne demek olduğunu yüreğinde taşıyordu.
II. ADANMIŞLIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
Adana Yavuzlar mahallesinde ikamet eden Zülkar, sadece bir işçi (Belediyede işçi olarak çalışıyordu) değil, aynı zamanda ülkücü hareketin yılmaz bir neferiydi. İdealleri, mütevazı mesleğinin ötesine uzanıyordu. O, sadece birliğe katılmakla kalmadı, hareketin en aktif görevlerinde yer alarak inandığı değerler uğruna cephede durmayı seçti. O dönemde Adana sokakları, inançların keskin kılıç gibi çarpıştığı bir arenaydı ve Zülkar, sarsılmaz duruşuyla bu tehlikeli ateşi göğüslemeye hazırdı.
III. KADERİN ÇAĞRISI VE TARTIŞMASIZ DURUŞ
Takvimler 12 Ağustos 1977’yi gösterdiğinde, Zülkar, bir düğün merasimine katılmıştı. Ancak sevincin olduğu yerde dahi çatışma gölgesi pusuda bekliyordu. Düğün, devrimci solcu-komünistlerle yaşanan hararetli bir tartışmanın odağı haline geldi. Bu tartışma, sadece söz düellosu değildi; Zülkar’ın ülkü uğruna verdiği mücadelenin bir sonraki aşamasına geçiş biletiydi.
Ertesi gün, onu "konuşmak" bahanesiyle bir kahvehaneye çağırdılar. Bu çağrı, barış değil, bir pusu, bir tuzağın davetiydi. Ama Zülkar Sevgi, davasının gerektirdiği cesaretle, çağrıldığı yere gitti. Geri adım atmak yerine, inancının gücüyle o kapıdan içeri girdi ve karanlık bir saldırının hedefi oldu. Kahvehanede, hain bir kurşunla ağır yaralandı.
IV. ANNE KUCAĞINDAKİ SON ADIM
Kaderin en acı sahnesi, yaralanma anından hemen sonra yaşandı. Oğlunun kana bulandığı haberini alan anası, bir kahramanlık destanının son feryadıyla olay yerine koştu. Gözyaşları ve metanetiyle, Zülkar’ı omuzlarına aldı. Bir annenin tarifsiz gücüyle, oğlunu o kanlı sahneden uzaklaştırmak, onu hayata döndürmek için can havliyle hastaneye doğru yürüdü.
Ancak, destansı çabası yalnızca 20-25 metre sürebildi. Vücudunu saran o son, kutsal kucaklama, aynı zamanda hayatının son durağı oldu. Zülkar Sevgi, yabancı bir yolda değil, kendisini bu dünyaya getiren kutsal kollarda, annesinin sırtında, Adana’nın kanlı toprağına son nefesini verdi ve şehadet mertebesine yükseldi.
Bu yiğit işçi, davasına olan sadakatiyle aramızdan ayrıldıktan sonra, doğduğu toprak olan Çokak Köyü’nde, sonsuzluğa uğurlandı.
"Onun son 25 metresi, korkaklığın bin miline bedeldir. Zülkar Sevgi, ideallerinin yükünü annesinin sırtında taşıyarak şehit oldu; bu yük, asla unutulmayacak bir miras olarak ebediyete intikal etti."