"Bazı isimler toprağa değil, tarihin en şerefli defterine, kanlarıyla atılan bir mühürle yazılır."
YİĞİTLİĞİN ADI VE YEMİNİ
Onun hayatının kayıtları, kuru rakamlardan ibaret değildi; her harfi, adanmışlığın ateşinde dövülmüş birer yemindi. Biz, onun doğum yerini, hangi topraklarda ilk nefesini aldığını, hatta günlük hayatında hangi onurlu mesleği icra ettiğini belki asla tam olarak bilemeyeceğiz. Çünkü ÜLKÜCÜ ŞEHİT ÖMER AYDIN için bu dünyevi kimlikler, taşıdığı bayrağın ağırlığı karşısında birer gölgeydi. Onun tek kimliği, milletinin geleceğine duyduğu sarsılmaz inanç ve bu uğurda ödenmeye hazır olduğu bedeldi. O, hayatını değil, yalnızca geride bıraktığı silik ayrıntıları feda etti.
KARANLIĞA KESİLMİŞ BİR TARİH
Tarihler 12 AĞUSTOS 1978’i gösterdiğinde, Anadolu’nun kalbi en çetin sınavlarından birini veriyordu. Bu zorlu günlerde, kadim şehir GAZİANTEP, sırtını dayadığı o tarihi direniş ruhunu bir kez daha kuşanmıştı. Ancak bu kez düşman surların ardında değil, karanlığın içindeydi. İşte o gün, Gaziantep’in çetin rüzgârları, bir yiğidin son nefesini taşıyacaktı. Ömer Aydın, o kader anını, memleketinin bu direngen toprağında yaşadı. Bu tarih, onun şahadet mührünü Gaziantep semalarına vurduğu, unutulmaz ve acı bir dönüm noktası oldu.
SON ADIMIN SIRRI
Şehadete giden yolu anlatan tutanaklar, bir kahramanlık destanının en kritik yerinde sessizliğe bürünür: OLAY GÜNÜ... İşte o boş bırakılmış satırlar, Ömer Aydın’ın cesaretini en güçlü şekilde haykırır. Biz, onu kimlerin, hangi pusuyla, nasıl vurduğunu bilmiyoruz. O anın dehşetini, karşı koyuşunun büyüklüğünü veya son sözlerinin ne olduğunu bilmiyoruz. Bu bilinmezlik, onun fedakârlığının yüceliğini artırır. O, kimliğini dahi önemsemeyerek, isimsiz bir tehlikeye karşı gözünü kırpmadan yürüdü. Bilgilerin kesildiği o karanlık nokta, onun mutlak bir kararlılıkla, ideallerini bir an bile terk etmeden ölüme kucak açtığı, son ve en büyük adımıdır. O, sadece bir kurşunla düşmedi; o, bilinmeyenin üzerine kahramanca yürüyerek, bir destan yazdı.
EBEDİYET YOLCULUĞU
12 Ağustos 1978’de, Gaziantep’te bir yıldız kaymadı; aksine, gökyüzünde sönmeyecek bir meşale yandı. Ömer Aydın’ın ardında bıraktığı miras, ne bir meslek unvanı ne de bir doğum yeri adıdır. Onun mirası; korkunun en yoğun olduğu anda bile inançtan vazgeçmemenin, adını dahi gizleyen bir alçakgönüllülükle en büyük fedakârlığı yapmanın ve sadece bir ideale adanmış bir ömrün simgesidir. O, şehitlik makamına erişerek, ismini yalnızca hafızalara değil, milletinin vicdanına kazıdı.
"Doğum yeri bilinmez, mesleği unutulur; ancak fedakarlığın imzası, sonsuza dek şehadet defterinde mühürlü kalır."