"Toprakla kurulan sadakat, canla ödenen bir yemine dönüştüğünde, bir çiftçinin adı tarihe altın harflerle yazılır."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN HARİTASI
O, makam sahibi değildi. O, kürsülerde konuşan bir hatip de değildi. Bayram Kına, Ordu’nun bereketli toprağından, Fatsa’nın Karahamza Köyü’nden (şimdi Çatapınar ilçesine bağlı), doğrudan milletinin ruhundan filizlenmişti. Mesleği, ellerini nasırlandıran, sabır isteyen bir meslekti: Çiftçi. O, hayatını toprağı sürmeye adamış, fakat yüreğini ise ülkülerine adamış bir neferdi. Onun dünyasında sadakat, ekin tarlası kadar kutsaldı ve vatana adanmışlık, güneşin her sabah yeniden doğması gibi tartışılmaz bir gerçekti.
BİR YILIN VURUCU GÖLGESİ: 1980
1980, Türk tarihinin üzerine bir karabasan gibi çökmüş, ideolojik ayrılıkların en acımasız yüzünü gösterdiği, zorlu bir dönemdi. Sokakların kanla sulandığı, inancın bedelinin ağır ödendiği bu karanlık günlerde, Bayram Kına duruşundan zerre taviz vermedi. O, kaosun ve bölünmenin pençesindeki ülkesine sırt çevirmek yerine, Ordu’nun yaylalarında inancın ve birliğin sarsılmaz bir meşalesi gibi yanmayı seçti. O’nun çiftçi kimliği, sadece geçim kaynağı değil, aynı zamanda milleti için sağlam bir kök salmış olmanın da sembolüydü.
İHANETE KARŞI DİK DURUŞ
O günlerde memleket, düşmanın kılıcıyla değil, içeriden sızan hain planlarla yaralanıyordu. Olay Günü, vatan toprağını bölmek ve milleti inancından ayırmak isteyen bir zehir gibi yayılan devrimci solcu-komünist militanlar harekete geçti. O’nun adanmışlığını, yılmaz duruşunu kendilerine tehdit olarak gören bu karanlık zihniyet, en alçakça yolu seçti.
Dev-Yol terör örgütünün soğuk kinini taşıyan üyeleri, Ali Özcan ve Bahattin Oğuzeş, bu yiğit ülkü erini hedef aldı. Onlar, bir ideolojinin kurbanını değil, bir milletin vicdanını susturmak istiyorlardı.
SON NEFES, SON SADAKAT
Takvimler 12 Ağustos 1980’i gösteriyordu. Ordu, o gün büyük bir imtihandan geçti. Bayram Kına’nın şehadete yürüdüğü anın detayları, belki de tarihin tozlu sayfalarında gizli kalmıştır. Belki son nefesinde bile davasının adını zikretti, belki de sadece toprağına olan sevgiyi fısıldadı. Ancak kesin olan şudur ki; Bayram Kına, o hain saldırının karşısında geri adım atmadı. Bir çiftçinin bile gerektiğinde bir komutan cesaretiyle düşmanın üzerine yürüyebileceğini kanıtladı.
Bayram Kına, canını siper ederken, ektiği sadakat tohumlarını kanıyla sulayarak, geride kalanlara, inancın ve vatan aşkının ödenen en yüce bedelini bıraktı. O gün, Ordu sadece bir evladını değil, zorlu bir dönemde dimdik ayakta duran, onuruyla şehit düşen bir direniş abidesini toprağına emanet etti.
"Bayram Kına’nın şehadeti, basit bir çiftçinin dahi gerektiğinde vatanı için en büyük destanı yazabileceğinin ebedi kanıtıdır."