"Bir ana ki; vatanın kaderini omuzlarında taşır. Omuzlarında sadece evlatlarını değil, adanmışlığın sarsılmaz yeminini de taşır."
KİMLİĞİ VE BİNGÖL’ÜN YÜREĞİ
Bingöl’ün kadim topraklarında doğmuş, o coğrafyanın çileli ancak asil ruhunu taşıyan bir isim: HÜMRİYE TEKİN. Onun kimliği, bir mesleğin çok ötesinde, kutsal bir unvanla mühürlenmişti: O, bir “ÜLKÜCÜ ANASI”ydı. Onun varlığı, sadece bir aile reisi değil, davanın manevi kalkanıydı. Yüreğini vatan aşkıyla yoğurmuş bu kahraman ana, MHP Bingöl Belediye Başkanı olan oğlu Hikmet Tekin’in duruşunun arkasındaki çelikten irade ve sarsılmaz inançtı.
RAMAZAN GECESİ VE FEDAKÂRLIĞIN YOLCULUĞU
Takvimler 12 AĞUSTOS 1979 tarihini gösteriyordu. O yıl, Ramazan ayının bereketi ve manevi huzuru, yaklaşan fırtınanın sessizliğini taşıyordu. Hümriye Tekin, makam sahibi oğlu Hikmet Tekin ile birlikte, Genç ilçesinde ikamet eden kızının hanesine konuk olmuş, iftar sofrasında bir araya gelmişlerdi. Bu, sadece bir aile yemeği değil; birlik ve beraberlik yeminini tazeleyen, manevi değeri yüksek bir buluşmaydı. Huzur dolu geçen bu anların ardından, gece çöktüğünde, ana ve oğulları Bingöl’e dönmek üzere yola çıktılar.
ATEŞ ÇEMBERİNE DOĞRU: O KARANLIK GÜN
Anadolu’nun yolları karanlıkta uyurken, ülküye düşman olan, kardeş kanı dökmeye ant içmiş hain eller tarafından bir pusu kuruldu. O mukaddes yolculuk, Bingöl’e varmadan, bir ihanet ve vahşet çemberine dönüştü. Hümriye Ana ve oğulları, komünistlerce kurulan bu alçakça saldırının tam ortasına düştüler.
O an, sadece bir saldırı değil, bir davanın sınanmasıydı. Silahsızlığa ve savunmasızlığa rağmen, geri adım atmayan o büyük ruh, orada, Bingöl yolunda son duruşunu sergiledi. Bedenler siper oldu, iradeler çelikleşti. Hikmet Tekin ve Ahmet Tekin, annelerinin önünde, ideallerinin bedelini ödemekten çekinmediler.
ŞEHADET VE EBEDİYETİN MÜHRÜ
Hümriye Tekin, o karanlık saldırıda, iki yiğit evladı—MHP Bingöl Belediye Başkanı Hikmet Tekin ve Ahmet Tekin—ile birlikte, aynı anda, aynı ülkü uğruna şahadet mertebesine yükseldi. Bir anne ve iki oğlu, dördüncü canın da aynı mukaddes ateşte yanmasıyla, toplamda dört can, tek bir idealin sarsılmazlığına şahitlik etti.
O, sadece hayatını kaybetmedi; Ülkücü Anası olarak, yavrularıyla birlikte, vatanın birliği ve davanın onuru için canını feda etti. 12 Ağustos 1979 gecesi Bingöl’e düşen bu yıldırım, sonraki nesillere, bir annenin fedakârlığının gücünü miras bıraktı. Cenazesi, doğduğu ve uğruna can verdiği Bingöl topraklarına, bir destanın son satırı gibi, şanlı bir bayrak edasıyla emanet edildi.
"Onlar sadece ölmediler; geride kalanlara, bir ananın fedakârlığının, bütün bir ulusun kaderini nasıl değiştirebileceğini miras bıraktılar. Onların adı, adanmışlık ve destanla anılacaktır."