"Bazı hayatlar sadece bir tarihe sığmaz; onlar, korkunun bittiği, görevin başladığı yerde, adanmışlığın en yüksek zirvesinde yazılır."
GENÇLİĞİN YEMİNİ VE BİNGÖL'E ADANIŞ
Hikmet Tekin, 1950 yılında Bingöl'de, vatan toprağına bağlılığın tohumlarının atıldığı bir coğrafyada gözlerini açtı. Başkentte, ODTÜ Üniversitesi’nde çağın ilimlerini tahsil etse de, kalbi her zaman ata yurdundaydı. 1977 yılında, henüz 27 yaşında genç bir idealist olarak, Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) Bingöl Belediye Başkan adayı olarak zorlu bir mücadeleye atıldı ve bu kutsal göreve seçildi. Bu sadece bir siyasi zafer değil, aynı zamanda zorlu bir bölgenin kaderine talip olmanın, çetin bir davanın bayrağını en önde taşımanın yeminli bir başlangıcıydı.
DÜŞMANIN GÖLGESİ VE İLK KANLI SINAV
Bingöl'e hizmet etme kararı, karanlık güçlerin ve ülkücü duruşa düşman bölücü/devrimci grupların uykularını kaçırdı. Genç başkan, koltuğuna oturduğu andan itibaren sürekli tehditlerin hedefi oldu; çünkü onun varlığı, hizmet aşkının ve milli duruşun yıkılmaz bir kalesiydi. Çok geçmeden, tehditler fiili saldırılara dönüştü.
İlk saldırıda, evleri otomatik silahların karanlık namlularıyla tarandı, ancak takdiri ilahi onu o geceden yara almadan çıkardı. Lakin hain eller, yılmadı. 26 Ekim 1978'de, komünistlerin gerçekleştirdiği ikinci saldırı, daha acımasızdı. Hikmet Tekin ağır şekilde yaralandı. Bingöl'de başlayan bu kritik yaşam mücadelesi, Elazığ’da devam etti. Ameliyat masasında, yanlış kan tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında, kader ağlarını yeniden ördü: Başbuğ Alparslan Türkeş’in özel talimatıyla gönderilen ambulans uçakla Ankara Tıp Fakültesi Hastanesine nakledildi. Bu kurtuluş, onun davasına ne kadar büyük bir miras bıraktığının da bir göstergesiydi.
YARALI YÜREK, BÖLÜNMEZ KARARLILIK
Hikmet Tekin, o kanlı sınavdan ağır bir bedel ödeyerek kurtuldu: Bir böbreğini kaybetmişti. Fiziksel olarak parçalanmış, hayatının en zorlu mücadelesini vermişti. Ancak ruhu ve iradesi, çelikten farksızdı.
Hastaneden taburcu olur olmaz, dinlenmek veya rapor kullanmak yerine, yaralı bedeniyle derhal Bingöl’deki görevinin başına döndü. Bu, sadece görev aşkı değil, tehditlere ve teröre karşı sergilenen destansı bir meydan okumaydı. O, makamına değil, milletine olan sözüne sadıktı.
Defalarca can güvenliğinin tehlikede olduğunu bildirip, koruma ve silah ruhsatı talebinde bulundu. Ne yazık ki, o dönemin idarecileri, bu kahraman lidere bu en temel imkânı esirgedi. Hikmet Tekin, Bingöl’ü savunmak için yalnız bırakıldı; ama o, davasında asla yalnız hissetmedi.
KADERİN PUSUYA DÜŞTÜĞÜ O MÜBAREK GECE
Takvimler Ramazan ayını, milletin manevi huzur ve birliğinin yaşandığı günleri gösteriyordu. 12 Ağustos 1979 gecesi, Başkan Hikmet Tekin, Bingöl’ün Genç ilçesinde ikamet eden ablasının evinde ailesiyle birlikte iftar sofrasına misafir olmuştu. Bu kutsal ayın sükûneti, hainliğin gölgesini fark edemeyecek kadar masumdu.
Gece karanlığında Bingöl’e dönüş yolculuğunda, komünistlerce kurulan alçakça bir pusu onları bekliyordu. Tekin’in yalnız bırakılan hayatı, bu karanlık yolculuğun sonunda sona erdi.
O gece, sadece bir belediye başkanı şehit edilmedi; o kurşunlar, onunla birlikte hareket eden en yakınlarını, en kıymetlilerini hedef aldı. Kahraman Hikmet Tekin, annesi Hümriye Tekin ve İngilizce öğretmeni olan kardeşi Ahmet Tekin ile birlikte aynı kahramanlık yemininde şehadete ulaştı.
Görevinden yılmayan, ölümle burun buruna gelip geri döndüğünde dahi makamını terk etmeyen bu adanmış ruh, Bingöl topraklarında ebedi istirahatgâhına uğurlandı. Hikmet Tekin, sadece 29 yıllık kısa ama destansı hayatıyla, bir milletin vicdanında sarsılmaz bir kahramanlık abidesi olarak yerini aldı.
"Bingöl toprağı sadece bir belediye başkanını değil; görevinden kaçmayan bir oğulu, bir kardeşi ve bir anneyi, tek bir kahramanlık yemininde sonsuza dek kucakladı."