"Bazı insanlar gökyüzünün en parlak yıldızı olmayı seçer, bedeli ne olursa olsun karanlıkta bir iz bırakır."
KİMLİĞİ VE İDEALLERE ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Bingöl’ün kadim topraklarında doğmuştu. Adı Ahmet Tekin’di. O, yalnızca bir birey değil, memleketinin geleceğine ışık tutan bir meşaleydi. Mesleği Öğretmenlikti; genç zihinleri aydınlatmak için seçtiği kutsal görev, onun ruhundaki derin adanmışlığın kanıtıydı. Özellikle İngilizce Öğretmeni olarak, ülkesinin ufkunu dünyaya açma gayretindeydi.
Ancak Ahmet Tekin’i tarihe yazan sadece mesleği değildi. O, Ülkücü bir ruh taşıyordu ve davasının bedelini ödemeye hazır bir yiğitti. Hayatı, sadece kendi mücadelesiyle değil, aynı zamanda Bingöl’ün siyasi direği olan kardeşi, MHP Bingöl Belediye Başkanı Hikmet Tekin’in de yanında durmakla şekillenmişti. Omuz omuza verdikleri bu kutsal savaşta, kaderleri birleşecek, fedakârlıkları ise destanlara sığmayacaktı.
RAMAZAN VE SON İFTARIN BEREKETİ
Takvimler 1979 yılının Ramazan ayını gösteriyordu. Mübarek ayın manevi huzuru, Bingöl coğrafyasının zorlu atmosferine bir sükûnet fısıldıyordu. 12 Ağustos’a doğru yaklaşırken, Ahmet Tekin ve kardeşi Hikmet Tekin, anneleri Hümriye Tekin ile birlikte, Bingöl’ün Genç ilçesinde ikamet eden ablasının evine, iftar sofrasında bir araya gelmek üzere yola çıktılar.
Bu, bir aile yemeğinden çok daha fazlasıydı; bu, zorlu yılların ortasında bir araya gelmenin, inanç ve umut tazelemenin kutsal bir ritüeliydi. O gece iftarın bereketi yüreklerine doldu, ancak dönüş yolunda onları bekleyen karanlık, bu huzuru sonsuza dek susturacaktı.
KARANLIĞA KURULAN PUSU VE KAHRAMANLIK ANI
O gece, 12 Ağustos 1979’da, Genç ilçesinden Bingöl’e dönmekte olan araç, haince planlanmış bir tuzağın ortasına düştü. Komünistlerce kurulan bu pusu, sadece bir siyasi suikast değil, bir ailenin kökünü kurutmayı hedefleyen alçak bir eylemdi.
Saldırının başladığı o korkunç an, bir öğretmenin, bir belediye başkanının ve onlara hayat veren annenin son direniş anı oldu. Ahmet Tekin, o karanlıkta, sadece kendini değil, annesini ve kardeşini koruma içgüdüsüyle son nefesini verdi. O an, idealler uğruna can veren bir yiğidin değil, aynı anda üç kuşağı birden feda eden bir ailenin kahramanlık destanına dönüştü.
BİNGÖL’ÜN KARA GECESİ VE EBEDİ MİRAS
Aynı saldırıda, annesi Hümriye Tekin, kardeşi Belediye Başkanı Hikmet Tekin ve Ülkücü Şehit Ahmet Tekin, o karanlık gecenin sonunda şahadet mertebesine eriştiler. Üç can, üç farklı görev insanı, tek bir ideal uğruna sonsuzluğa yürüdü.
Cenazesi, uğruna savaştığı, öğretmenlik yaptığı ve son nefesini verdiği Bingöl’de toprağa verildi. Onlar, göğüslerini siper ettikleri davaları uğruna bir Ramazan gecesinde yola çıkmış, geri dönmek yerine, milletin hafızasına kazınan üç yıldız olarak parlamışlardı. Ahmet Tekin’in kısa ama sarsılmaz ömrü, fedakârlığın en acı ama en onurlu tanımı olarak tarihin derinliklerine mühürlenmiştir.
"Onlar, sadece bedenen toprağa düşmediler; birer meşale olarak yeniden doğdular ve adları, cesaretin Bingöl’deki ebedi anıtı oldu."