"Yirmi yıl, bir ömrün değil; bir sancağın gönderde tutunduğu sürenin adıdır."
BİR YİĞİDİN DOĞUŞU VE İMANI
Anadolu’nun kadim toprağı Sivas’ta açtı gözlerini, ancak kaderi onu genç yaşta Bursa’nın Arabayatağı semtine sürükledi. Mete Türkoğlu, sadece yaşadığı coğrafyanın değil, mensubu olduğu davanın da bir ferdiydi. O, basit bir meslek sahibi olmaktan öte, ruhunu en yüce ideale adamıştı: Türk İslam ülkücüleri arasında yerini almış, hayatının amacını bu kutlu yolda bulmuştu. Genç bir adamın yüreği, bu imanla çelikleşmişti.
YİRMİ YAŞIN ATEŞTEN YEMİNİ
Takvimler Mete Türkoğlu’nun sadece 20 yıllık bir ömür sürdüğünü söylüyordu. Yirmili yaşlar, hayatın en enerjik, en umut dolu çağıdır. O, bu gençliğini karanlık ideallerin gölgesinde değil, alın terinin kutsallığında geçiriyordu. Elektrikçi olarak çalışıyor, sadece kabloları değil, mensubu olduğu milletin geleceğini de aydınlatma gayretinde bulunuyordu. Bursa’daki dükkanı, onun hem ekmek teknesi hem de ülkücü duruşunun sessiz kalesiydi.
SON VARDİYE: KADERİN ÇAĞRISI
Kaderin o karanlık günü, 11 Ağustos 1980’di. Bursa sıradan bir yaz gününü yaşarken, Mete Türkoğlu da dükkanında, mesleğinin gereğini yerine getiriyordu. O, kendi halinde bir işçiydi; ancak taşıdığı ülkü, onu hedef tahtasına oturtmuştu. Adanmışlık, o gün bedelini kanla ödemeyi gerektirdi.
Korkaklık ve karanlıkla beslenen ideolojinin fedaileri, dükkana sızdı. İki devrimci solcu-komünist, taşıdıkları nefret ve silahlarla, bir vicdanın üzerine baskın düzenlediler. Onların hedefi bir dükkan değil, Mete’nin temsil ettiği millî ruh ve inançtı.
KAHRAMANLIĞIN ALIN YAZISI
Silahlar patladığında, dükkan sadece bir iş yeri olmaktan çıktı; bir anda haysiyetin ve imanın son kalesine dönüştü. Mete Türkoğlu, karşısına çıkan zorba güce karşı, elindeki avucundakiyle değil, yüreğindeki imanla direndi. O anlar, metnin kuru satırlarında anlatılamayan bir destanın sessiz başlangıcıydı.
Mete Türkoğlu, yirmi yaşında, en verimli çağında, Bursa’da, 11 Ağustos 1980 tarihinde şehit düştü. O, sadece bir saldırının kurbanı değil; inancı uğruna en kutsal fedakârlığı yapan bir kahramandı. Canını, taşıdığı ülküye mühürledi. Onun kısa hayatı, davasına adanmışlığın en yüksek bedelini ödediğini fısıldar. Artık o, sadece Sivas doğumlu bir elektrikçi değil, 11 Ağustos’un çelikleşmiş, ölümsüz kahramanıdır.
"Tarih, sadece doğanları değil, inancı uğruna ölenleri de kaydeder. Çünkü bazı ölümler, binlerce yeni dirilişin başlangıcıdır."