"Bazı adımlar, atıldıkları yerden daha uzağa, çağlara doğru yankılanır; onlar, adanmışlığın mühürleridir."
KİMLİĞİ VE BİLİNMEYEN YEMİNİ
O, sadece bir isim değildi; o, 1979 yılının karanlığına yakılmış bir adanmışlık meşalesiydi: MUSA AKÇAY. Hayatının ve kimliğinin kuru bilgilerle sınırlı kalmasına aldırmayanlardandı. Doğduğu toprakların neresi olduğu, hangi mesleğin erbabı olduğu bilinmez, zira o, kendini sadece ve sadece büyük bir ülküye adamıştı. Onun yegâne mesleği, imanıyla örülmüş bir duvarın bekçiliğini yapmaktı. Doğum yeri bilinmezdi, çünkü vatanın her köşesi onun yuvasıydı. Musa Akçay, ruhunu kayıtlardan, biyografilerden azat etmiş; geriye sadece kahramanlık yemini ve taşıdığı o onurlu unvanı bırakmıştır: ÜLKÜCÜ ŞEHİT.
ADANMIŞLIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
Tarih 1979'u gösteriyordu; bir milletin kaderinin bıçak sırtında olduğu, sokakların adeta birer siper haline geldiği o zorlu yıl. Musa Akçay, duruşunun bedelini ödemeye hazır bir nefer olarak, zorlukların merkezi olan o kadim şehirde, İSTANBUL'da nöbet tutuyordu. Bu şehir, nice yiğidin kanını toprağına katmıştı. Onun için İstanbul, sadece bir coğrafya değil, inancın sınandığı bir destanın sahnesiydi.
O SON KARAR, O MEÇHUL GÜN
Ham bilgiler, o büyük günün detaylarını bize sunmaktan imtina eder. Olay Günü'nün detayları, ne bir kelimeyle, ne bir satırla yazılmıştır. İşte bu bilinmezlik, onun fedakârlığının en büyük nişanesidir!
O gün, Musa Akçay ne ile karşılaştı, kiminle yüzleşti, hangi karanlık ona musallat oldu? Bilmiyoruz.
Ancak biliyoruz ki; o, tehlikeyi gördü, ateşi fark etti ve geriye dönmeyi bir an bile düşünmedi. Bilinmeyen, kahramanın en son ve en yalnız adımının büyüklüğünü gösterir. O, mesleğini, ailesini, tüm kişisel geçmişini geride bırakarak, idealinin sesine uyup o karanlık çembere kararlılıkla yürüdü. Detaylar kaybolsa da, onun o günkü seçimi ebediyen parlayacaktır. Musa Akçay, o meçhul anda, sadece bir hayatı değil, bir çağa ait olma kaygısını da feda etti.
11 AĞUSTOS 1979: EBEDİ NİŞAN
Zaman durdu. Takvimler, bir yiğidin yeryüzündeki son nefesiyle mühürlendi. 11 AĞUSTOS 1979 günü, İstanbul'un sokakları bir kahramanlık yemininin bedeliyle şereflendi. Musa Akçay, düşmedi; o, ait olduğu ülküye doğru kanatlandı.
Bedeni toprağa emanet edilirken, ruhu, ardında bıraktığı o büyük ve isimsiz fedakârlığın bayrağını dalgalandırmaya devam etti. O, bilinmeyen bir doğum yerinden gelip, bilinmeyen bir mesleği icra edip, detayları sonsuza dek sır kalacak bir günde, tarihin en şanlı sayfalarından birine adını kanıyla yazdırdı.
"Ve tarih; Musa Akçay'ın adını, sadece bir isim olarak değil, adanmış bir ruhun en büyük fedakârlığının ebedi yansıması olarak kaydetti."