"Korkunun en yoğun olduğu anda dahi, bir büfenin ardında vatan nöbeti tutuluyordu."
KİMLİĞİ: HALKIN İÇİNDEN YÜKSELEN MİRAS
Süleyman Yılmaz. O, ne yüksek rütbeli bir komutan, ne de siyasi kürsülerin ihtişamlı bir figürüydü. O, fedakârlığın en sade, en sağlam temsilcisiydi: Bir Esnaftı. İstanbul’un kalabalık caddelerinde, Eski Edirne Asfaltı üzerindeki Beşyüzevler semtinde, küçük büfesinin ışığını her akşam idealinin meşalesi gibi yakardı. O, sadece ekmek teknesini değil, ülküdaşlık yeminini de koruyan, sıradanlığın ardına gizlenmiş bir kahramandı.
AĞUSTOS GÜNEŞİNİN VEDASI: SON SOHBET
Takvimler 11 Ağustos 1979’u gösteriyordu. O gün, vatan toprağının üzerinde çakan şimşeklerin habercisi olan, sıcak ve gergin bir akşamdı. Saatler 18:30’u vurduğunda, Süleyman Yılmaz, büfesinin mütevazı çatısı altında, Elektrik Mühendisi Asteğmen Halis Öztürk ile omuz omuza oturuyordu. İki ülküdaş, iki kardeş ruh, memleketin çalkantılı kaderini konuşuyor, ideallerini tazeliyorlardı. Onların bu samimi sohbeti, karanlık bir tuzak kurulduğunun habercisiydi.
BÜFENİN DİRENİŞİ: HAİNLİĞE KARŞI İMAN
Ansızın, barışın ve sohbetin huzuru, cehennemin gürültüsüyle yarıldı. Gözü dönmüş, vicdanları mühürlenmiş devrimci solcu-komünist katiller, hiçbir uyarıya gerek duymadan, Süleyman Yılmaz’ın büfesini acımasız bir yaylım ateşine tuttular. Bu, yalnızca iki insana yönelik bir saldırı değildi; bu, cesarete, imana ve vatan sevgisine karşı açılan alçakça bir savaştı.
Kurşunlar yağmur gibi yağarken, Asteğmen Halis Öztürk, sadakatinin ve yiğitliğinin son anında, büfe önünde derhal şehadet şerbetini içti ve oracıkta düştü. Süleyman Yılmaz ise, vücuduna isabet eden sayısız darbeyle yıkılmak yerine, son nefesine kadar direndi.
KAHRAMANIN SON MÜCADELESİ VE YÜCELİŞİ
Ağır yaralıydı. Vücudu kanlar içinde kalmış olsa da ruhu dimdik ayaktaydı. Hemen hastaneye kaldırıldı, ancak göğsündeki yara, sadece bir mermi izi değil, vatan için ödenen bedelin mührüydü. Tıbbın tüm çabalarına rağmen, o kahramanca direnci, hayat çizgisini 11 Ağustos 1979 tarihinin ötesine taşıyamadı.
Süleyman Yılmaz, büfesinde, işinin başında, idealinin nöbetindeyken vurulmuştu. O, son nefesini, ülküdaşının düştüğü toprağa bir yemin olarak bırakarak şehit oldu. Adı, Beşyüzevler’in bir esnafı olarak anılsa da, ruhu, zorlu günlerde dahi inancından taviz vermeyenlerin destanına yazıldı. O, ağır yarasının ağırlığı altında ezilmedi; aksine, fedakârlığının yüceliğiyle sonsuzluğa yürüdü.
"O, sadece bir esnaf değildi; o, adını tarihe, bedelini ise vatan toprağına yazan bir kahramandı."