"Bazı genç hayatlar, sadece on sekiz yıla sığar; lakin o kısacık ömür, uğruna can verilen büyük bir davanın sonsuzluğa uzanan en şanlı fermanı olur."
I. YÜREĞİNDE TAŞIDIĞI SÖNMEZ IŞIK
Zihni Demir. Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Payaslı köyünün bereketli topraklarında filizlenmiş, ruhunu Pazarören Öğretmen Lisesi’nin sıralarında çelikleştirmiş bir yiğitti. Daha hayatının baharında, henüz on sekiz yaşındaydı. Yaşaması gereken çağda, o, sadece kendi geleceğini değil, milletinin mukadderatını da omuzlamayı seçmişti.
Gültepe Mahallesindeki yuvasında, tüm ailesiyle birlikte, sadece bir öğrenci olarak değil, ülkülerinin yılmaz bir neferi olarak soluk alıyordu. Son sınıftaydı; gençliğin tüm hayalleri ve memleket aşkı, onun idealist kalbinde birleşmişti.
II. ADANMIŞLIĞIN EN YÜCE ANI: RAMAZAN
Takvimler, 10 Ağustos 1979’u gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayının derin huzuru, Kayseri semalarında hissedilirken, Zihni Demir için de ruhunu arındırma ve teslimiyet vaktidir. O gün, en doğal, en masum görevi yerine getirmek üzere yola çıktı: Mahallesindeki camiye gidiyor, Cuma namazının nuruna kavuşmak istiyordu.
Ne bir silah taşıyordu ne de bir düşmanlık. O, sadece inancının çağrısına uyarak, temiz bir niyetle ibadetgâhına yürüyordu. Bu, bir yiğidin sadece Hakk'a yürüdüğü bir yolculuktu.
III. KARANLIĞIN ALÇAK PUSU VE SON VURUŞ
Ancak, idealist gençliğin önünde daima bir engel vardır; karanlık, aydınlığın peşini bırakmaz. Zihni Demir, Cuma vaktinin huzuruna yürürken, komünist militanların alçakça kurduğu pusunun hedefi oldu. Hain eller, o tertemiz gövdeye kurşun sıkarak, hayatının en kritik anında onu yere düşürdü.
Sokak ortasında, inancına doğru atılan adımlar yarıda kesildi. Ağır yaralıydı. Hemen hastaneye kaldırıldı. Genç bedeni, kurşunların açtığı yaralarla kahramanca direndi; ancak kan kaybı çok fazlaydı. Tıbbın tüm çabalarına rağmen, Zihni Demir, davasının mihrabında kanıyla abdest alarak, 10 Ağustos 1979 günü, kanının son damlasına kadar vatanın ve inancın uğruna şehadet makamına erdi.
IV. SESSİZ YOLCULUK VE EBEDİ DÖNÜŞ
Şehadeti dahi bir isyan sebebi olarak görüldü. Hain saldırının ardından Kayseri'de patlak verebilecek olaylar gerekçe gösterilerek, Devlet dahi bu genç kahramanın cenazesine sahip çıkmaktan çekindi. O, şehit düştükten sonra bile düşmana korku salıyordu.
Cenazesi, karanlık çöktükten sonra, polisler tarafından hastaneden adeta kaçırıldı. Zihni Demir, haksızlığa karşı dimdik duran ruhuyla, doğduğu topraklara, memleketi Pınarbaşı’nın Payaslı Köyüne, gizli bir yolculukla uğurlandı. Kahramanlarımızın çoğu zaman layık oldukları destansı uğurlamayı alamadığı, bu acı hakikat, onun fedakârlığının büyüklüğünü bir kez daha tescilledi. O, sessizce ama onurla, ebedi istirahatgâhına defnedildi.
"Onlar, hayatlarının sadece bir perdesini gördüler; ama Zihni Demir, uğruna şehit düştüğü o büyük ülküyle, milletinin hafızasına silinmez bir iz olarak kazındı. Bedeni Kayseri'nin karanlıklarında gizlense de, ruhu Payaslı'dan Anadolu'ya şafak söktürdü."