"Bazı hayatlar yıllarla değil, taşıdıkları davanın ateşiyle ölçülür. Onlar, en karanlık gecede bile sönmeyen meşalelerdir."
KİMLİK VE ALIN YAZISI
Adı: FARUK ÇINAR. Yaşadığı çağın fırtınasına, tertemiz bir alın yazısıyla yürüyen, yirmi üç yaşında bir yiğitti. O, ne orduların önünde yürüyen bir komutan, ne de saraylarda oturan bir beyefendiydi; o, KİLİS toprağının öz evladıydı. Ellerinde emeğin bereketi vardı; rızkını, camcılığın asil mesleğinden kazanıyordu. Cam gibi şeffaf, ama çelik gibi sağlam bir duruşa sahipti. O, basit bir mesleği icra ederken dahi, yüreğinde ülkücü bir imanı taşıyan sıradanlığın ötesindeki kahramandı.
VUSLAT ŞEHRİNDEN YÜKSELEN SES
Kilis’te doğdu, Kilis’te yaşadı ve davasının sancağını da bu kadim şehirde dikti. O dönemin zorlu ve kutuplaşmış ikliminde, Faruk Çınar, "Ülküdaşımız" sıfatının getirdiği şerefi, canından aziz bilirdi. Henüz hayatının baharındayken, davası için ödenecek bedeli çoktan kabul etmişti. O, sadece bir meslek erbabı değil, zulmün karşısında dimdik duran, geleceğe adanmışlığın destansı bir timsaliydi.
O KARANLIK GECEDE SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 10 AĞUSTOS 1978'i gösterdiğinde, Kilis’in üzerine çökülmüş, o meşum gecelerden biri yaşanıyordu. Faruk Çınar, günün yorgunluğunu geride bırakarak, her zamanki gibi evine doğru ilerliyordu. Onun attığı her adım, dürüst bir hayatın ve inançlı bir yüreğin adımıydı. Güneş Sineması’nın önünden geçerken, hayatının son anlarına doğru yürüdüğünden habersizdi. O an, sokak lambalarının titrek ışığı altında, pusunun karanlık gölgesi ortaya çıktı.
HAİNLERİN KURDUĞU TUZAK VE MÜCADELE
Faruk Çınar’ın, onurla taşıdığı kimlik, karanlık güçlerin hedefi olmuştu. Yanına sessizce bir otomobil yanaştı. İçinden, ideolojik nefreti silah edinmiş, devrimci solcu-komünist katiller indiler. Bunlar, cesareti göğüs göğüse çarpışmakta değil, sırt çevirene pusu kurmakta bulanlardı.
Faruk Çınar’a, hiçbir uyarı yapmadan, vicdanın ve merhametin sustuğu o noktadan ateş açtılar. Genç bir fidan, o an, en ağır yaralarla yere yığıldı. Saldırı öylesine alçakça ve şiddetliydi ki, 23 yıllık bu çınarın yüreği, inandığı değerler uğruna daha fazla dayanamadı. Kendi toprağı, şahit olduğu bu kahramanlığın son durağı oldu.
HAKKA YÜRÜYÜŞ VE EBEDİ NÖBET
Ülkücü Şehit Faruk Çınar, o an, Kilis sokaklarında bir şehadet destanı yazdı. Ağır yaralanan bedeni, olay yerinde ruhunu teslim etti. O artık, kuru bir kayıttaki bir isim değil, idealleri uğruna can verenlerin sarsılmaz anıtıydı. Doğduğu şehir, KİLİS, onun ebedi istirahatgâhı oldu. O, bedenini toprağa verdi ama bıraktığı emanet, o karanlık günlerde davanın ateşini harlayan bir meşale olarak kaldı.
"O, bir gölgeye karşı durdu ve şimdi onun adı, vatan toprağının en sarsılmaz anıtıdır. Unutulmayacak ve unutturulmayacaktır."