"Bazı ruhlar vardır ki, vatanın sınırları değil, davasının namusu için yaşar. Onların son nefesi, bir milletin vicdanına mühürlenir."
BİLİNMEYENİN GÖLGESİNDEKİ ADANMIŞLIK
Ülkücü Şehit İsmail Demir... Adı, karanlık bir dönemin çelikten iradesini fısıldayan bir kahramandı. Doğduğu yerin ya da hangi mesleği icra ettiğinin detayları, tarihin o çalkantılı günlerinde önemsiz birer ayrıntı olarak kaldı; zira o, kendini maddesel dünyaya değil, uğruna ölünecek yüksek bir ideale adamıştı. Onun yegâne kimliği, “Ülkücü Milliyetçi mücadele içinde yer almış” olmasıydı. O, kimliğini davasının kalbine yazmış, hayatını bir inanç metnine dönüştürmüştü.
İZMİT’TE BİR MÜCADELE ATEŞİ
Tarih 10 Ağustos 1980’i gösterdiğinde, Türkiye, kan ve kaosun girdabında savruluyordu. Ancak tehlikenin en yoğun olduğu anlarda bile, inancın erleri bir araya gelmekten vazgeçmezdi. O sabah erken saatlerde, İsmail Demir, İzmit’teydi. Güvenin ve kardeşliğin sığınağı olan bir mekânda, MHP İzmit Eski İlçe Başkanı Kazım Akçay’ın dükkânında, ülküdaşlarıyla omuz omuza oturuyordu.
Burası sadece bir dükkân değil, sarsılmaz bir kararlılığın toplanma yeriydi. Onlar, o tehlikeli sohbette, ülkenin geleceği için kurdukları hayalleri paylaşıyorlardı. Demir, fedakârlığın her an kapıyı çalabileceğini bilerek, bu ateşi yüreğinde taşıyordu.
MASKELİ GÖLGELER VE SON DİRENİŞ
Ancak o sabahın aydınlığı uzun sürmedi. Dükkânın kapısına çöken gölge, facianın habercisiydi. Dört maskeli militan, insanlık onurunu yüzlerine taktıkları karanlık örtünün ardına saklayarak, o masum meclise silahlı baskın düzenledi. Bu, silahsız bir imana karşı tasarlanmış, alçakça bir suikast girişimiydi.
Kurşunlar yağmaya başladığında, sohbetin sıcaklığı, ölümün soğukluğuyla kesildi. İsmail Demir’in o an nasıl bir duruş sergilediği, son anında ileri mi atıldığı, yoksa bir siper mi olduğu bilinmezliğini korur. Fakat bilinen tek gerçek şudur: O, korkakça geri çekilmedi. O, davasını savunmak üzere oradaydı ve mermiler vücudunu bulduğunda dahi, duruşundan taviz vermedi. Demir, o dehşetli baskın anında, yurdun vicdanında yankılanacak son hamlesini yaptı.
ŞEHADETE YÜKSELİŞ VE MÜHÜRLENEN TARİH
İsmail Demir, o kurşun yağmurunda, olay yerinde şehadet mertebesine ulaştı. Onun kanı, 10 Ağustos 1980 sabahı İzmit’in mücadelesine bir mühür vurdu. Hain saldırıda yaralanan Kazım Akçay, Mustafa Kılıç ve Recep Demir hayata tutunurken, İsmail Demir’in ruhu, bu kutsal davanın ebedi bekçileri arasına katıldı.
O gün, sadece bir can kaybedilmedi; karanlık bir devrin üzerine, kararlılıkla yürüyen bir kahramanın fedakârlığı yazıldı. İsmail Demir’in boş kalan mesleği ve yurdu, artık davasının ta kendisiydi. O, sadece bir şehit değil, zorbalığa karşı dimdik duran iradenin, nesilden nesile aktarılacak destansı bir sembolü oldu.
"Onlar ki, korkunun hüküm sürdüğü yerde duruş sergiledi. İsmail Demir'in şehadeti, hürriyetin bedelini tarihin en acı sayfasına yazan sönmez bir destandır."