“Bazı hayatlar sadece nefes almaz; onlar, uğruna yemin edilen davanın en sağlam çimentosu olur.”
KİMLİK VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
O, Giresun'un Tirebolu ilçesinin toprağına kök salmış bir yiğitti. Adı: Ali İncekara. Yaşı henüz 25'ti; hayatının baharında, geleceğe dair umutları en yüksekteyken. Evinin, ocağının en büyük evladıydı; sadece anne babasının değil, tüm ülküdaşlarının sırtını dayadığı bir sorumluluk abidesiydi.
Ekmeğini alın teriyle kazanırdı. Kara Yollarında bir işçiydi; bu vatanın yollarını inşa ederken, aynı zamanda bu vatanın fikir yollarında da yürüyordu. Onun mesleği sadece asfalt dökmek değil, ülkücü kimliğiyle de milletinin geleceğine hizmet etmekti. Onun hayatı, bileği bükülmez bir adanmışlığın destanıydı.
GİRESUN'UN KIZIL GECEYE DİRENİŞİ
10 Ağustos 1979... Takvim yapraklarına kanla yazılan o uğursuz gece, Giresun semalarını alçak bir gölge gibi sardı. Bu tarih, Ali İncekara'nın ve arkadaşlarının sarsılmaz inancının sınandığı andı.
Ülkücülerin toplanma yeri olan mütevazı kahvehane, onların sadece bir araya geldiği bir mekan değil, ruhlarının dinlendiği ve davalarının filizlendiği bir fikir karargâhıydı. Ancak o gece, bu huzur kalesi düşmanca bir hedef haline gelmişti.
KARANLIĞIN EN UZUN SAATİ (21:55)
Gece saat 21:55'i gösterdiğinde, pusuda bekleyen hain gölgeler harekete geçti. Devrimci solcu-komünist militanlar, savunmasız ülküdaşlarımızın üzerine acımasızca, kurşunlarını saymadan ateş yağdırmaya başladılar. Bu, basit bir çatışma değil, inançlarına sahip çıkanlara karşı düzenlenmiş, planlı ve kalleşçe bir baskındı.
Kurşunlar havada vızıldarken, orada oturanlar ya geri çekilmeyi seçecek ya da onurlarıyla cepheye duracaklardı. Ali İncekara, o anda, en büyük evlat olmanın, işçi olmanın ve ülkücü olmanın gereğini yaptı: Geri adım atmadı. O ve yanındaki yiğitler, üzerlerine yağan ateşe rağmen duruşlarından taviz vermediler.
SON NEFES, SON DİRENİŞ
O karanlık gecede, Ali İncekara, davasının sancağını yere düşürmeden, kanıyla mühürlediği o kahvehanede düştü. Olay yerinde, onunla birlikte direnişin en ön saflarında duran Dursun Gedik ve İzzet Sezer de şehadet şerbetini içerek tarih sayfasına yazıldılar. Onlar, hain mermilerin karşısında dimdik duran üç sarsılmaz ruh oldular.
Ancak direniş sadece bu üç isimle sınırlı kalmadı. Olayda yaralanan Selami Durmuş ve Bayram Teoman, o geceki fedakârlığın yaşayan kanıtlarıydı. Selami Durmuş, aldığı yaralarla uzun bir tedavi süreci yaşadı; iki yıla yakın bir süre boyunca vücudunda taşıdığı yaranın ağırlığını, çektiği her acıyı vatan sevgisine dönüştürdü. Nihayetinde, 11 Ekim 1981'de, Ali İncekara'nın başlattığı destana katılarak Şehitlik mertebesine ulaştı.
Ali İncekara, 25 yaşında, bir işçi olarak, evin en büyük evladı olarak, arkasında ne bir servet, ne de bir unvan bıraktı. Yalnızca vatanına adanmış onurlu bir hayatın ve 10 Ağustos 1979 gecesi gösterdiği tarifsiz cesaretin destanını miras bıraktı.
“O, 25 yaşındaydı. Bir işçinin bileğinin gücünü, bir ülkücünün ruhunun sonsuzluğunu taşıyarak, karanlığa karşı dik durmanın ne demek olduğunu canıyla gösterdi.”