"Bazı hayatlar bir fener gibidir; ne kadar yaşlanırsa yaşlansın, adanmışlık ateşi asla sönmez."
KİMLİĞİ VE ÇINAR GÖLGESİ
Giresun’un yeşile boyanmış toprağında, Tirebolu ilçesine bağlı Çeğel Köyü’nde bir çınar doğdu: İzzet Sezer. O, bu coğrafyanın köklü sükûnetini ve metanetini taşıyordu. 54 yıllık ömrüne, Anadolu’nun bereketini sığdırmıştı. Evliydi ve geride bıraktığı on evlat, onun bu vatan toprağına duyduğu sevginin en büyük şahidiydi. Hayatı, ailesine ve inandığı değerlere adanmış, sessiz, vakur bir mücadeleydi.
ADANMIŞLIĞIN NÖBETİ
Mesleği, Fiskobirlikte gece bekçiliğiydi. İzzet Sezer, sadece ambarları değil, aynı zamanda ülkücü davasına olan sarsılmaz sadakatiyle de inançlarını koruyordu. O, gecenin karanlığında uyanık kalan, yalnızca maddi varlıkları değil, milli duruşunu da kollayan bir neferdi. Yaşı ilerlemiş olsa da, kalbindeki vatan ateşi, en genç ülküdaşının ruhu kadar canlıydı. O, bekçilik görevini, idealinin bir nöbeti olarak görüyordu.
KARANLIĞIN ÇÖKTÜĞÜ AN
Takvimler, 10 Ağustos 1979 Cuma gecesini gösteriyordu. Huzurun, dostluğun ve sohbetin toplandığı bir mekân, Giresun’daki bir kahvehane, ülküdaşların rutin buluşma noktasıydı. Saatler 21:55’i vurduğunda, karanlık bir gölge çöreklendi. Devrimci solcu-komünist militanlar, namlularını ideallerine siper eden bu insanlara çevirdi. Bu, bir çatışma değil, inançlı yüreklere karşı düzenlenen alçakça, silahlı bir baskındı.
O SON VURUŞ
Silahlar ateşlendiğinde, İzzet Sezer, Ali İncekara ve Dursun Gedik, inançlarının bedelini o an, oracıkta ödediler. Onlar, geriye dönmeyi düşünmeden, kaçıp saklanmayı akıllarından bile geçirmeden, ülküleri uğruna kahramanlık destanının yazıldığı o kahvehanede son nefeslerini verdiler.
İzzet Sezer, 54 yaşında, on çocuk babası ve bir vatan bekçisi olarak, 10 Ağustos 1979 gecesi, vatanın birliği ve davanın namusu için feda edilenler kervanına katıldı. O geceki kurşunlar, sadece bedenleri değil, bir ailenin mutluluğunu, bir köyün huzurunu hedef aldı.
BİTMEYEN VEDA VE MİRAS
Ne yazık ki, o menfur saldırının yıkımı anlık olmadı. Olay yerinde yaralanan Selami Durmuş ve Bayram Teoman, fedakârlığın bedelini ağır ödediler. Selami Durmuş, uzun ve çetin bir tedavi süreci yaşadı, ancak o karanlık gecenin ağırlığı bedenini terk etmedi. Nihayetinde, 11 Ekim 1981’de, o baskının uzun gölgesinde o da şehitlik mertebesine erişti.
İzzet Sezer, Ali İncekara ve Dursun Gedik’in anlık fedakârlığı ile Selami Durmuş’un iki yıl süren acı dolu direnişi, bir davanın uğruna nasıl bir bedel ödendiğini tüm dünyaya haykırmaktadır. Onlar, sadece ölenler değil, adanmışlık ruhunun ateşini sonraki nesillere taşıyan, Giresun’da şehadete yürüyen kahramanlardır.
"O gece Giresun'da düşenler, sadece birer isim değil, fedakârlığın 10 Ağustos 1979 tarihine ebediyen kazınmış destanı oldular."