"Bazılarının kaderi, sadece yaşamak değil, karanlığın üzerine bir ışık gibi düşmektir."
KİMLİĞİ VE SARSILMAZ DURUŞU
O, sadece Ankara’nın Ulus semtinde rızkının peşinde koşan bir esnaf değildi. Adı, Ahmet Kılıç’tı; yüreğinde taşıdığı ülkü uğruna ailesini, işini ve hayatını bir kalkan gibi öne sürmüş, davasının sarsılmaz bir neferi olmuştu. Bir eş, üç çocuğunun babası ve bir ocağın direği olmasına rağmen, siyasi mücadeleyi bir görev bilmiş; bu adanmışlığıyla MHP Çankaya İlçesi eski Başkanı unvanını kazanmıştı. O günlerin fırtınalı Ankara’sında, Mamak Karaağaç’taki yuvasının sıcaklığını, Ulus’taki dükkanında verdiği mücadeleden ayırmayan bir kahramandı. Onun kimliği, bir meslekten çok, bir idealin tanımıydı.
İDEALLERİNİN ATEŞTEN GÖMLEĞİ
Ahmet Kılıç, o dönemin ağır şartlarında, inandığı değerler için bedel ödemenin kaçınılmaz olduğunu biliyordu. Onun işyeri, sadece alışveriş yapılan bir dükkan değil, aynı zamanda milli duruşun da bir temsil mekânıydı. Ulus’un tarihi dokusu içinde, her sabah kepenklerini açarken, aslında ideallerinin bayrağını da çekiyordu. Mesleği, ona halkın içinde olma gücü verirken; evliliği ve üç çocuğu ise mücadelesine anlam katan en değerli emanetlerdi. O, hayatını, sıradan bir varoluşa değil, adanmış bir direnişe adamıştı.
09 AĞUSTOS 1979: ULUS’TA KURULAN HAİN TUZAK
Takvimler, 09 Ağustos 1979 Perşembe sabahını gösteriyordu. Ankara’nın kalbi Ulus’ta, saatler 10:00’a yaklaşırken, Ahmet Kılıç her zamanki gibi dükkanında emeğiyle meşguldü. Ancak o gün, içeri girenler müşteri değil, karanlık bir ideolojinin tetikçileriydi. Dört kişilik bir grup, devrimci solcu-komünist kimlikleriyle, sinsi bir planın parçası olarak yaklaştılar. Hainler, önce onu aradıklarını belirttiler; hedefin Ahmet Kılıç olduğunu teyit ettikten hemen sonra ise, merhametsizliğin en acımasız eylemi gerçekleşti.
Kahramanımızın duruşu, o an dükkanını saran karanlığa karşı son bir başkaldırı oldu. Katiller, ona konuşma ya da direnme fırsatı vermeden, kurşunları yağdırmaya başladılar. Dükkanının eşiği, bir anda kanının aktığı vatan toprağına dönüştü.
SON NEFES VE ÖLÜMSÜZLEŞME
Ağır yaralı olarak yere düşen Ahmet Kılıç, derhal Ankara Numune Hastanesi’ne kaldırıldı. Tıpkı ömrü boyunca idealleri için savaştığı gibi, hastane odasında da hayatı için mücadele etti. Ancak 09 Ağustos 1979 günü, ülkücü hareket, en fedakar evlatlarından birini yitirdi. Tüm çabalara rağmen kurtarılamadı ve Hakk'a yürüyerek şehadet mertebesine erişti.
Ahmet Kılıç, bir esnaf olarak dükkanında; bir lider olarak mücadelesinde; bir baba olarak yuvasında verdiği kutsal sözü tutmuş, hayatını davasına adamıştı. Ankara’nın soğuk mermerleri, onun kanıyla yazılan o kahramanlık destanının sessiz tanığı oldu. O, bedenini siper ederek, yalnızca bir canı değil, aynı zamanda inancın onurunu da korudu.
"Şehitler ölmez; onlar sadece fani dünyadan ebedi bir duruşa terfi ederler."