"Adanmışlık, en masum anda bile vatan nöbetini sürdürmektir; çünkü omuzlarında taşıdığın yük, sadece bir ailenin değil, bir davanın onurudur."
VAKIF OĞUZ: KİLİS’İN YÜREĞİ
Kilis topraklarının sessizliğinde doğdu, adını bu kadim coğrafyanın kaderine yazdıran bir vatan sevdalısıydı Vakıf Oğuz. Hayatının 52 yılı, dürüstlük ve fedakârlık üzerine inşa edilmişti. Evliydi, dört canın babasıydı ve omuzlarında, sadece evlatlarının değil, davasının da geleceği vardı. O, bir ailenin direği, Kilis’in vicdanıydı.
TERZİNİN KADERİ VE LİDERİN DURUŞU
Mesleği terzilikti. Elinde tuttuğu makas, kumaşı keserken; ruhunda taşıdığı ülkü ise yarınları biçimlendiriyordu. O, hayatını iğne ipliğin mütevazı dünyasında kazanırken, yüreğiyle büyük bir davanın en ön safında yer alıyordu. Rahatlığı değil, sorumluluğu seçmişti. MHP Kilis İlçe Başkan Yardımcısı olarak, fırtınalı 1980 Türkiyesinde, inancının sarsılmaz kalesi olmuştu. Onun dükkânı sadece giysi dikilen bir yer değil, millet sevgisinin mühürlendiği bir ocaktı.
09 AĞUSTOS 1980: VEDANIN GÖLGESİ
Takvimler 09 Ağustos 1980’i gösteriyordu. Bu, Vakıf Oğuz’un hayatındaki sıradan, en masum anlardan biri olmalıydı. Yanına evlatlarından birini almış, çarşıya, günlük bir alışverişe gitmişti. Ne bir çatışmaya, ne de bir siyasi meydan okumaya gidiyordu; o, babalık görevinin gereğini yerine getiriyordu. Bu, bir veda yürüyüşüydü, ancak o, bunun farkında değildi.
ÇEŞMEDEN YÜKSELEN SON YUDUM VE İHANET
Yürüyüş sırasında, minik yüreği yorulmuş, susamıştı. Vakıf Oğuz, Kilis’in sokaklarında, babalık şefkatiyle durdu. Çocuğuna su içirmek için eski ÜGD binasının önündeki çeşmeye yöneldi. İşte o an, kahramanlığın en dokunaklı anı oldu: Bir yanda, evladının hayat suyunu uzatan koruyucu bir el; diğer yanda, karanlığın ve nefretin gölgesinde pusu kuran hainlik.
O, en korumasız, en babacan davrandığı anda, pusuda bekleyen komünist militanlar tarafından kurşunlanarak yere yığıldı. Bir baba, çocuğuna hayat veren suyu uzatırken, davasına son nefesiyle kan verdi. Vakıf Oğuz, çatışarak değil, evladını koruma içgüdüsüyle, en ulvi insani eylemini yaparken şehitlik mertebesine yükseldi. Bu, sadece bir cana kıyma değil, dürüstlüğe, babalığa ve masumiyete sıkılmış alçak bir kurşundu.
EBEDİYET YEMİNİ
Terzi Vakıf Oğuz, 09 Ağustos 1980 günü, Kilis’in çeşme başında, kanıyla imzaladığı bir destan bıraktı. O gün düşen sadece bir beden değildi; davasının ne kadar masum ve haklı olduğunun kanıtıydı. Cenazesi, doğduğu ve uğruna mücadele ettiği Kilis’te, ebediyete uğurlandı.
O, evladına suyu uzatırken, millete de son nefesiyle bir yemin bıraktı: Kahramanlık, en savunmasız anında bile davasından dönmemektir.