"Bir yiğit düşerken bile karanlığa değil, ardında bıraktığı sancağa bakar."
ADANMIŞLIĞIN GENÇ YÜZÜ
Ankara’nın kalbinde, o büyük mücadelenin ateş topu gibi yandığı günlerde, 19 yaşındaki bir bozkurt, adını tarihe yazdırmak için değil, inandığı değerler uğruna adımlarını atıyordu. O, bu kadim şehrin, Ankara’nın öz evladıydı. Altındağ’ın Aktaş mahallesinde ailesiyle birlikte ikamet eden Şükrü Tok, henüz hayatının baharında olmasına rağmen, davasının yükünü omuzlamış, Ülkü Dolu Derneği’nin (ÜYD) sarsılmaz bir üyesi olmuştu. Onun 19 yılı, sıradan bir gençlik değil, gelecek nesillere devredilecek kutsal bir emanetin hazırlık dönemiydi.
KARARLILIĞIN VE İMANIN ROTASI
Takvimler 09 Ağustos 1980’i gösteriyordu. Memleketin üzerine çöken kara bulutlara, kandan beslenen ideolojilere inat, Şükrü Tok’un rotası imanın ve huzurun adresiydi. O sabahın seherinde, gönlünde taşıdığı saf inançla, Dörtyol’daki camiye doğru, Sabah namazını kılmak niyetiyle yola çıkmıştı. Bu, her günkü rutini, ruhunu beslediği en kutsal anlardan biriydi. Bilmiyordu ki, yürüdüğü Tepebaşı Sokak, onun son, ama en büyük yürüdüğü kahramanlık yolu olacaktı.
TEPEBAŞI SOKAKTA KURULAN KARANLIK PUSU
İmanın kalkanıyla ilerleyen bu genç yiğit, karanlık ve hain bir pusunun hedefi oldu. Düşünceleri kin ve nefretle bilenmiş, devrimci solcu-komünist militanlar, Tepebaşı Sokak’ta onu bekliyordu. Şükrü Tok, bir savaş meydanında değil, ibadetine giderken yakalandı. Hunharca ve alçakça derdest edilerek kaçırıldı. O an, fiziksel güce teslim olsa da, ruhu ve iradesi, inancından zerre kadar taviz vermedi. O militanların elinde esir düşen, sadece bedeniydi; ülküye adanmış kalbi ve duruşu, son ana dek dimdik ayakta kaldı.
ŞEHADETİN VE SON YEMİNİN MÜHRÜ
Şükrü Tok, teslim olmamasının bedelini canıyla ödedi. O komünist militanlar, genç ülküdaşımızı kurşunlayarak şehit ettiler. Bu, sadece bir cinayet değil, idealizme sıkılmış bir kurşun, bir millete yapılmış kalleşçe bir saldırıydı. Şehadetiyle 19 yıllık kısa ömrünü bir destana çevirdi. Onun cansız bedenini dahi bırakmaya cesaret edemeyen hainler, naaşını kendi mahallesi olan Aktaş Mahallesi’nde, tanıdık bir yere bırakıp kaçtılar. Böylece Şükrü Tok, doğduğu ve yaşadığı Ankara topraklarına, 09 Ağustos 1980 tarihinde, bir kahramanlık mührü olarak düşmüş oldu. O, sabah namazı yolunda şehit edilen bir yiğit olarak, Türk gençliğine adanmışlığın ne demek olduğunu kanıyla yazdırdı.
"Onun kanı, yalnızca 19 yaşında bir hayatın sonu değil; vatan toprağına düşen, asla kurumayacak bir yemin mührü oldu."