"Bazı hayatlar destan yazmak için değil, destanın kendisi olmak için yaşanır; Sıtkı Akturan’ın ömrü, işte o büyük destanın kanla yazılmış bir dizesidir."
TOPRAĞINDAN FİLİZLENEN REİS
Balıkesir’in Burhaniye toprakları, Sıtkı Akturan’ı sadece bir çiftçi olarak yetiştirmedi; onu, köklerine bağlı, davasına adanmış bir kahraman olarak milletine bahşetti. 1979 yılında, henüz hayatının baharında, otuz beş yaşındaydı. Ellerini toprağın bereketiyle yoğuran bir çiftçiydi; karısı ve iki evladı için çalışıyor, yuvasını ilmek ilmek örüyordu. Fakat bu sade yaşamın ardında, memleketinin geleceği için büyük bir sorumluluk taşıyordu. O, MHP Burhaniye İlçe Başkanıydı; basitliğin içinde saklı duran çelik gibi bir irade, sırtını dayadığı değerlere ihanet etmeyen bir liderdi.
KASIRGANIN ORTASINDAKİ SÖZ
1979 yılı, vatan toprakları üzerinde hain ellerin gezindiği, karanlık ideolojilerin kardeş kanı döktüğü bir dönemdi. Sıtkı Akturan, bu fırtınanın tam ortasında, duruşuyla bir direniş kalesi gibi yükseliyordu. O, sadece siyasi bir başkan değil, tehlikenin göbeğinde bile onurunu ve inancını satmayan bir ülkücüydü. Hayatını kazanmak için tarlaya sürdüğü her traktör, aslında davasına bağlılığının da bir nişanesiydi. O, sözünden dönmediği için hedefteydi; fedakârlığı, hainlerin gözüne batan en keskin ışıktı.
TARLAYA ÇEKİLEN SON SÜVÜRME
O karanlık gün, 09 Ağustos 1979 Perşembe sabahıydı. Sıtkı Akturan, tıpkı binlerce kez yaptığı gibi, Balıkesir’deki evinden çıktı ve emektar traktörünün direksiyonuna geçti. Gideceği yer, rızkını kazandığı tarlasıydı. Ama bu kez, tarlaya değil, kaderine doğru yol alıyordu. Tam bu sırada, pusu kurmuş komünist militanlar, namlularını hakikate çevirdi. Vatan sevdasıyla atan o yiğit yüreği hedef alan silahlı bir saldırı gerçekleşti.
VURULAN YÜREĞİN SON CENGİ
Aldığı mermilerle ağır yaralanmıştı. Can pazarıydı. Kanı, Burhaniye toprağına akarken, bedeni artık ona isyan etmeye başlamıştı. Ancak Sıtkı Akturan’ın ruhu, göğsündeki yara ne kadar derin olursa olsun, asla teslim olmayacaktı. Kahramanlık, tam da o anda, ölümün karşısına dikildi. Kanlar içinde kalmış olmasına rağmen, düşmanına karşı son bir cenge tutuştu. İnanılmaz bir cesaret ve fiziksel güçle, saldırganlardan birini yakaladı! Ölümle pençeleşirken bile, adaletin tecelli etmesi için çabaladı ve o haini bizzat kendi elleriyle karakola teslim etti. Bu, sadece bir yakalama değil; can veren bir bedenin imana ve adalete olan mutlak bağlılığının destansı bir kanıtıydı.
EĞİLMEZ BAŞIN SON YOLCULUĞU
Fedakârlığın en yüksek mertebesine ulaşan Sıtkı Akturan, polisler tarafından ağır yaralı halde İzmir Tıp Fakültesi Hastahanesi’ne kaldırıldı. Tıbbi müdahaleler günlerce sürdü, hayat mücadelesi çetin geçti. O, bedenindeki kurşunlara karşı direnirken bile davasından bir an olsun vazgeçmedi. Ancak akıtılan kan çok fazlaydı; verdiği son nefesle, tedavi gördüğü yerde kurtarılamayarak şehit düştü.
Şehadeti, omuzlarda taşınarak, doğup büyüdüğü, uğruna savaştığı Burhaniye’ye geri getirildi. O gün, toprağa bir çiftçi değil, vatanın birliği için canını hiçe sayan, vurulduğu yerde bile düşmanını alt eden bir liderin naaşı emanet edildi.
"Sıtkı Akturan, o Ağustos günü sadece canını vermedi; kanının son damlasıyla bile adalet ve cesaretin ne demek olduğunu gösterdi ve böylece adı, Balıkesir’in kara yazılı tarihine altın harflerle kazındı."