"Bazı hayatlar, bir meşale gibi yanmak için vardır; karanlığa doğru atılan her adımı, geleceğe dair bir yemine dönüştürenler, tarihin sarsılmaz sütunlarıdır."
KİMLİĞİ VE İMANI
O, Bolu’nun bağrından kopan, davasına adanmış bir Türk Milliyetçisiydi. Adı Rahmi Aktaş. Onun kimliği, sadece doğduğu toprakların adı değil, aynı zamanda yüklendiği asil misyonun da mührüydü. 14 Nisan 1979... Bu tarih, sadece takvim yaprağında bir gün değil, bir ülkü adamının şehadet şerbetini içerek ölümsüzleştiği, kaderinin mühürlendiği gündü. Bolu’nun yetiştirdiği bu yiğit, alın teriyle kazanan, dürüstlüğüyle tanınan bir Serbest Meslek sahibiydi. O, sadece ekmeğini kazanmakla kalmadı, ailesine onuru ve fedakârlığıyla katkıda bulundu; ailesinin aldığı otomobille dürüstçe ticaret yaparak hayata tutundu.
ADANMIŞLIĞIN YÜKSEK MAKAMI
Rahmi Aktaş, sadece bir esnaf değildi; o, ideallerinin Bolu’daki sarsılmaz sesiydi. Gençliğin omuzlarına yüklediği sorumluluğun bilincinde olarak, Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) Başkanlığı gibi kutsal bir görevi üstlenmişti. O, sadece bir makam sahibi değildi; o, Bolu sokaklarında ülkü ateşini harlayan, genç yüreklere yol gösteren bir rehber, bir sancaktardı. Bu adanmışlık, onu karanlık zihinlerin hedef tahtasına oturtan en büyük cesaret nişanesi oldu.
BOLU’NUN KARANLIK GECESİ
14 Nisan 1979 akşamı, saatler 22.00’ı gösterdiğinde, Bolu’nun sokakları sadece sessizliğe değil, aynı zamanda hain bir komploya da gebeydi. Devrimci-solcu katiller, Rahmi Aktaş’ın ışığından korkanlar, karanlığın perdesi altında sinsi bir pusu kurmuşlardı. Gözleri, Bolu ÜGD Başkanını evinin önünde bekliyordu; bu, onun hayatına değil, temsil ettiği değerlere sıkılacak bir kurşun olacaktı.
SON DURUŞ, SON NEFES
Yoğun geçen bir günün ardından, Rahmi Aktaş, ailesine destek olmak için kullandığı arabasını her zamanki gibi evinin önüne park etti. Kapıyı açıp arabadan indiği an, karanlıkta gizlenen hainler harekete geçti. Hiçbir uyarı, hiçbir şans tanımadan, kahraman, alçakça bir çapraz ateş altına alındı. Bu, bir çatışma değil, bir infaz girişimiydi.
Kurşunlar bedenine saplanırken, Rahmi Aktaş’ın son anında bile sarsılmayan imanı, şehadetini mühürledi. O, sinsi kurşunların yağmurunda düştü; fakat bu düşüş, bir yenilgi değil, ideallerine olan bağlılığının en yüce ispatıydı. O gece Bolu’nun karanlığına bir yiğidin kanı karıştı; fakat bu kan, davanın sonsuzluğa uzanan yolunu aydınlatan bir meşale oldu.
ŞEHADETİ VE EBEDİYET
Rahmi Aktaş, bedeninin son enerjisiyle direndiği o anlarda, sadece kendi hayatını değil, uğruna mücadele ettiği tüm değerleri yüceltti. O, aldığı kurşun yaralarından dolayı şehit oldu. Ne bir geri adım attı, ne de pusudan kaçtı. O, inancının bedelini canıyla ödeyerek, ismini 1979 yılının zorlu mücadelesine altın harflerle yazdırdı. Rahmi Aktaş düştü; ancak Bolu semalarında yankılanan sesi ve adanmışlığı, gelecek nesiller için sonsuz bir kahramanlık dersi olarak kaldı.
"Şehitler ölmez! Onlar, vatanın en zorlu günlerinde, namluların ucuna yürüyen o sarsılmaz iradenin, ebedi timsalidir."