"Bazı ruhlar, ölüme meydan okumak için doğar; ama sadece 17 yıllık bir ömrün sığabileceği kadar büyük bir destan yazarlar."
GENÇLİĞİN YEMİNİ
Tarih, 1980 yılının o kasvetli ve fırtınalı yazına yaklaşırken, İstanbul semalarında henüz hayatının baharını yaşayan bir fidan duruyordu: Sedat Şen. Henüz on yedi yaşındaydı, geleceğe umutla bakan bir öğrenciydi. Vefa Lisesi’nin koridorlarında ilmin peşinde koşan bu genç kahraman, Fatih semtinin sakin sokaklarında ikamet ediyordu. Mesleği, henüz bitmemiş bir kitaptı; kapağı yeni açılmıştı ve sayfaları ilim, irfan ve yüksek ideallerle doluydu. O, sadece bir öğrenci değil, adanmış bir ülkü uğruna varlığını ortaya koymuş bir gençti. Sedat Şen’in doğum yeri bilinmese de, şehadetinin tüm vatan topraklarına yayılan bir miras bırakacağı kesindi.
KADERİN ÇİZİLDİĞİ KUTSAL VAKİT
O gün, takvimler 08 Ağustos 1980’i gösteriyordu. Zaman, Ramazan ayının en kutsal, en mübarek anına, bin aydan daha hayırlı kabul edilen Kadir Gecesi'ne işaret ediyordu. İnsanların ruhlarını sükûnete ve tefekküre adadığı o mübarek saatlerde, Sedat Şen de Cibali kalaycı sokakta bulunan babasına ait mütevazı bakkal dükkanındaydı. Sadece ülküdaşları Yavuz Kap ve Kemal Büyüksavcı ile omuz omuza oturmuş, geleceği, inancı ve vatanın kaderini konuşuyordu. Saatler 22:00’yi gösterdiğinde, bu sıradan an, bir kahramanlık meydanına dönüşecekti.
KARANLIĞIN KALBE İNDİRDİĞİ HANCER
Ancak karanlık, sadece gecenin bir rengi değildi; kalpleri zehirle donanmış, mübarek gecenin manasından uzak, merhametsiz bir öfke olarak zuhur etti. Kana susamış, Allah’sız, dinsiz, saygısız devrimci solcu-komünist militanlar, o kutsal vakitte, hayatın ve ticaretin en masum mekânına, bakkal dükkânına doğru yürüdüler. Onların hedefinde sadece bir siyasi düşman yoktu; onların hedefi, 17 yaşındaki bir gencin taşıdığı tüm inanç ve umuttu.
Hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği bir alçaklıkla, o kutsal gecenin huzuru ağır silah sesleriyle yırtıldı. Dükkân, acımasız bir kurşun yağmuruna tutuldu.
ŞEHADET ANITI VE SON NEFES
Sedat Şen, o an, sadece kendi canını değil, temsil ettiği tüm değerleri müdafaa ediyordu. Açılan bu hain ve kahpe ateş sonucunda, o genç beden, olay yerinde yere düştü. 17 yıllık kısa yaşamı, 08 Ağustos 1980 Kadir Gecesi’nde İstanbul’un göğsüne vurulmuş bir mühür oldu.
Arkadaşları, Yavuz Kap ve Kemal Büyüksavcı da bu saldırıdan ağır yaralarla kurtulsalar da, Sedat Şen’in akıttığı kan, inanç ve gençlik uğruna verilen en büyük yemini temsil ediyordu. O, hayatının baharında, bir öğrenci olarak, mübarek bir gecede, ailesinin ocağında, ülküdaşlarının şahitliğinde, vatanın kalbine saplanan bir hançere kendini siper etti.
Sedat Şen, bir tarih dersi kitabı değil, cesaretle yazılmış, 17 yıllık bir destandır.
"On yedi yıllık bir ömür, vatanın kutsal topraklarına düştüğünde, o kan damlası ebedi bir bayrağa dönüşür. Ülkücü Şehit Sedat Şen, yalnızca bir tarihe değil, sonsuzluğa gömüldü."