"Gökyüzü karardığında, bazı yıldızlar düşmek için değil, yol göstermek için yanar."
ADI VE EBEDİ TANIMI
Bir destanın adı, sıradan bir kimlik belgesine sığmazdı. O, ÜLKÜCÜ ŞEHİT MEHMET GÖK’tü. Tarih, onun doğduğu yeri, hangi mesleğin kürsüsünde durduğunu, hangi rüzgârların onu büyüttüğünü kaydetmeyi lüzumsuz görmüştü. Çünkü onun tanımı, dünyaya ait hiçbir meslekte, hiçbir coğrafyada gizli değildi; onun tanımı, en yüce mertebe olan fedakârlıkta mühürlenmişti. O, sadece isminden ibaretti ve bu isim, bir yemin gibi dağlanmıştı milletin hafızasına.
ADANMIŞLIĞIN COĞRAFYASI: ANKARA
Takvimler 1980 yılının Ağustos ayını gösterirken, Türkiye'nin kalbi, Ankara, bir ateş çemberiydi. Kargaşanın, ayrılığın ve karanlık hesapların hüküm sürdüğü bu başkentte, bazı yürekler vatan sevgisinden bir kale inşa etmişti. Mehmet Gök, bu kalenin bilinmez, ancak sarsılmaz neferlerinden biriydi. Onun varlığı, Ankara'nın puslu ve tehlikeli sokaklarında, davasına olan sarsılmaz imanıyla parlayan bir meşale gibiydi. Onun duruşu, kuru bir biyografi maddesi değil, her an ödenmeye hazır bir bedelin ilanıydı.
KARARLILIĞIN GÜNÜ: 08 AĞUSTOS 1980
Tarih, 08 AĞUSTOS 1980’i gösterdi. Bu, Mehmet Gök için bir kader günüydü. Bir takvim yaprağı değil, bir ahitleşmenin son perdesiydi. O gün, Ankara semaları, sıradan bir Cuma gününün ağırlığını değil, büyük bir kahramanlık eyleminin kaçınılmazlığını taşıyordu. O, hangi tehlikenin onu beklediğini biliyor muydu? Belki. Ancak kahramanların farkı, geri dönülemez yolu görmelerine rağmen, doğru bildikleri istikamete cesaretle adım atmalarıdır.
BİLİNMEYEN AN VE SON YÜRÜYÜŞ
Olay Gününe dair kayıtlar sessizdir. Mehmet Gök’ün hangi düşmanla, hangi safta, hangi sokak köşesinde karşılaştığına dair elimizde bir detay yoktur. Bu sessizlik, onun fedakârlığını daha da yüceltir. Çünkü o, bilinmeyen bir saldırının, adı konulmamış bir tehlikenin tam ortasına, tereddütsüzce yürümüştür. Orada, o karanlık ve tanımlanmamış anlarda, Mehmet Gök'ün yaptığı şey, sadece can vermek değildi; o, idealleri için son nefer olma kararlılığını göstermekti. Olayın bilinmezliği, o kahramanca duruşun büyüklüğünü örtmez; aksine, hiçbir detay vermeden, yalnızca bir "Şehadet" notu düşerek, eylemin kendisini tarihin en saf fedakârlık örneklerinden biri haline getirir.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Mehmet Gök, o Ağustos gününde, Ankara’nın soğuk taşlarına kanını akıttı. O, hayatını adadığı değerler uğruna, geride sadece kutsal bir isim bırakarak bedelini ödedi. O andan itibaren, ne doğum yeri ne de mesleği önemliydi; o, artık sadece ve sadece ‘Ülkücü Şehit’ olarak anılacaktı. Onun son nefesi, 1980 yılının zorlu koşullarında, milletin vicdanına kazınan sarsılmaz bir kararlılığın mührü oldu.
"Bazı savaşlar, bilinmezlik içinde biter; ama kahramanların yankısı, sessizliği delip çağlar boyunca devam eder."