"Bazı hayatlar kısa sürer; ancak adanmışlıklarının bıraktığı iz, bir ömrün değil, çağların mirası olur."
BİR MİLLETİN YÜREĞİNDE TAŞIDIĞI AD
Van’ın kadim toprakları, sadece bir şehir değil, bir davanın ateşiyle yanan genç bir yiğidi bağrında saklıyordu. Adı Nazım Mehterbaşıoğlu’ydu. Soyadında taşıdığı şanlı ses gibi, o da mücadelesiyle milletinin sesi olmayı seçmişti. Daha 25 yaşındaydı. Önünde uzanan koskoca bir gelecek, eşi ve her biri dünyalara bedel iki küçük kızının yüzüne yansıyan umut vardı. Fakat o, henüz baharında, hayatının en kritik görevlerini omuzlamıştı.
Nazım Mehterbaşıoğlu, sadece ailesinin değil, Van’ın vicdanıydı.
GENÇLİĞİN SÖZÜ VE FEDAKARLIĞIN AĞIR YÜKÜ
Onun yaşamı, bir mücadelenin neferliği ile bir babanın sorumluluğunu birleştiren ince bir çizgide ilerliyordu. Van MHP İl Gençlik Kolları Başkanlığı görevini layıkıyla yürüterek, gençliğin kutlu yolunu aydınlatan bir meşaleydi. Aynı zamanda, emeğin ve alın terinin kutsallığına inanarak, Tes-İş Sendikasının Van Şubesi Sekreterliği gibi ağır bir görevi üstlenmişti. O, sadece siyasi bir liderin oğlu (Van MHP Eski İl başkanının oğlu) değil, bizzat sahanın ve milletin içinde yetişmiş, davasını yüreğinin en derinine kazımış bir kahramandı.
O günlerde, memleketi kasıp kavuran ideolojik fırtınalara karşı duruşu, gençliğinin baharında üstlendiği en büyük yemin olmuştu.
AĞUSTOS'UN SICAK RAMAZAN GECESİ
1980 yılının karanlık ve gergin günleriydi. Ramazan ayının bereketi, ülkenin üzerine çöken tehdit bulutlarıyla gölgeleniyordu. Nazım Mehterbaşıoğlu, yalnızca idealleri için değil, hayatın en temel gerekliliği için de mücadele eden bir neferdi. O gece, mülkiyeti kendilerine ait olan tarlaları sulamak üzere yola çıktı. Bir siyasi lider ya da sendikacı olarak değil, toprağını yeşertmek isteyen bir çiftçi, bir aile reisi olarak oradaydı.
Sabaha karşı, tarlasına son suyunu verip evine, yuvasına, eşine ve iki kızının uyanışına doğru dönerken, en büyük ihanetle karşılaştı.
Komünist militanlar, karanlığı siper edinerek, vatanına hizmet etmekten başka suçu olmayan bu yiğide pusu kurdular.
SON NEFES VE ZAMANIN DURDUĞU ŞEHADET
O an, sadece bir çatışma anı değil, davanın bedelinin ödendiği son yemin anıydı. Komünist militanlar tarafından alçakça vurularak ağır yaralandı. Nazım Mehterbaşıoğlu, 08 Ağustos 1980 tarihinde, Van topraklarında, kaldırıldığı hastanede şehadet şerbetini içerek ruhunu teslim etti. Henüz 25 yaşındaydı. O, geride iki yetim kız çocuğu ve ebediyete yazılmış bir kahramanlık hikâyesi bıraktı.
Ancak bu fedakârlığın büyüklüğü, sadece yaşananlarla sınırlı kalmadı.
Şehadetinden bir müddet sonra, otopsi amacıyla mezarı açıldığında, toprak dahi onun ne kadar temiz ve büyük bir davaya hizmet ettiğini gösteren bir mucizeye tanıklık etti: Nazım Mehterbaşıoğlu’nun cenazesi, aradan geçen zamana rağmen zerre bozulmamış bir vaziyetteydi. O, sadece ölüme meydan okumakla kalmadı, toprağın kanunlarına da karşı durdu; çünkü o, milletinin kalbine yazılmış, bozulmayacak bir yemindi.
"O sadece bir can vermedi; 25 yıllık hayatını, bozulmayan bir yemin olarak, Vatan toprağına emanet etti. Nazım Mehterbaşıoğlu, şehitlik makamında, ebediyete kadar genç kaldı."