"Bazı insanlar koltuklarını bırakır, bazıları ise emanet ettikleri davanın sancağını asla yere düşürmez. Rahmi Akbulut, vazifesi bitse bile nöbeti bitmeyenlerdendi."
KİMLİK VE YEMİN
O, sadece bir isim değildi; Iğdır’ın çalkantılı topraklarında kök salmış bir duruşun timsaliydi. Doğduğu şehir olan Iğdır, onun ruhuna cesareti ve sarsılmaz bağlılığı işlemişti. Rahmi Akbulut’un mesleği bir unvandan ibaret değildi; o, ideallerin en yüksek burcu olan Ülkü Ocakları Derneği’nin yetiştirdiği bir lider, bir dava adamıydı. Yıllar önce ocağın başına geçmiş, o kutlu çatının altında binlerce yüreğe yön vermişti. Onun başkanlığı sona ermiş olsa da, gönlündeki yemin ve ocağına olan sadakati bakidir kalmıştı.
ADANMIŞLIĞIN IĞDIRI
Tarihler 1978 yılını gösterdiğinde, Anadolu topraklarında fitne ateşi yanıyordu. 07 Ağustos 1978, Iğdır’ın kaderini değiştirecek o karanlık günlerden biri olmaya gebeydi. Rahmi Akbulut, resmî makamını devretmiş olsa da, memleketinin ve davasının üzerindeki her gölgeyi kendi omuzlarında hissediyordu. O, bir "Eski Başkan" değil, her an göreve hazır bir fedaiydi; zira kahramanlık makamla değil, yürekle ölçülürdü.
KARANLIĞA VURULAN MÜHÜR
O gün, Iğdır sokaklarında adaletsizliğin sesi yükseldi. Ülkü Ocakları Derneği’nin mevcut başkanı, haksız bir kararla tutuklanarak zindan yoluna düşürülmüştü. Bu hadise üzerine ortalık karışmış, vicdanları kanatan olaylar patlak vermişti.
Rahmi Akbulut, bu haksızlığa ve doğan kaosa seyirci kalamazdı. O, kendi güvenliğini düşünmek yerine, davasının ve arkadaşlarının sahipsiz kaldığı o kritik anda, eski bir liderin sorumluluğuyla değil, bir abinin, bir neferin ateşiyle ileri atıldı. Hangi eylemi gerçekleştirdiği, kimin karşısına dikildiği veya hangi tehlikeyi savuşturmaya çalıştığı, ham metnin derinliğinde bir sır olarak kalsa da; onun o anda attığı adımı, kahramanlığa doğru atılmış bilinçli bir seçim olduğu aşikârdır.
Gözlerin seçemediği bir karanlıktan, alçakça bir kurşun çıktı ve Rahmi Akbulut’un adanmış göğsüne isabet etti. O, çatışmanın en şiddetli anında, sancağı düşürmemek için canını siper ederken vuruldu; ağır yaralandı. Fedakârlığın bedeli, o anda canı pahasına ödeniyordu.
SON NEFESİN ERZURUM YOLCULUĞU
Vurulmasından sonra yaşananlar, bir hayat mücadelesinin acı destanı oldu. Ağır yaralı Rahmi Akbulut, umut ışığının peşinde, Erzurum’daki bir hastaneye yetiştirilmeye çalışıldı. Ancak, vatanın en zorlu günlerinde yüreğini ortaya koyan bu yiğit, şahadet mertebesine ulaşmadan geri dönemedi.
07 Ağustos 1978 günü, Iğdır ile Erzurum arasındaki o meşakkatli yol, onun son yolculuğu oldu. Rahmi Akbulut, davası için sokaklarda başlayan mücadelesini, bir hastane yatağına yetişemeden, yolda, sessiz bir teslimiyetle tamamladı. O gün, sadece bir lider değil; cesaretin, sadakatin ve fedakârlığın en saf timsali Iğdır topraklarından göğe yükseldi.
"Bir dava adamı için şehitlik, yenilgi değil; davanın kalbine atılmış en parlak imza, adanmışlığın sonsuzluğudur."