"Bazı hayatlar, doğdukları yerle değil; uğrunda can verdikleri davanın ağırlığıyla tanımlanır."
SESSİZ BİR YEMİNİN KİMLİĞİ
O, kendi adından çok, taşıdığı unvanla anılmayı seçenlerdendi. İsmail Menekşe. Hayata gözlerini nerede açtığı, hangi mesleği icra ederek rızkını kazandığı, tarihi kayıtlarda birer boşluk olarak kalsa da; onun en büyük kimliği, bir idealin neferi olmasıydı. O, sıradan bir vatandaş değil, davasının bayrağını en ön safta taşıyan bir ÜLKÜCÜ ŞEHİT idi. Doğum yeri ve mesleği, omuzladığı bu kutlu yükün gölgesinde kalmış, yalnızca ruhunun adanmışlığı kayda geçmiştir.
KADERİN ÇAĞIRDIĞI ŞEHİR: İSTANBUL
Takvimler, ülkenin en çetin imtihanlarından geçtiği, sokakların ateş çemberine döndüğü 1980 yılını gösteriyordu. Ve bu çetin mücadelenin merkezinde, tarihin her döneminde kahramanların son nefesine şahitlik etmiş olan yüce şehir İSTANBUL vardı. İşte İsmail Menekşe’nin de destanını mühürlediği yer burasıydı. Biliyordu ki, o dönemin İstanbul’unda yaşamak, her gün ölüme bir adım daha yaklaşmak demekti. O ise, geri durmadı.
07 AĞUSTOS 1980: VURULAN MÜHÜR
Yıl 1980, Ay Ağustos, Gün 7. Bu tarih, kuru bir kayıt olmaktan çıkıp, çelikten bir duruşun ölümsüzleştiği anın miladı oldu. 07 AĞUSTOS 1980. O gün, sadece bir hayat sonlanmadı; bir adanmışlık, en yüce mertebeye ulaştı.
SON ADIMIN BÜYÜKLÜĞÜ
Hangi yoldan yürüdü, hangi tehlikeyi savuşturdu, son anında kime karşı durdu? O OLAY GÜNÜnün detayları, İsmail Menekşe’nin sessiz kahramanlığı gibi, bilinmezliğin ardında kaldı. Kayıtlar, o karanlık anın dehşetini kelimelerle anlatmaya yetecek bilgiyi sunmuyor.
Ancak bu bilinmezlik, onun fedakârlığını küçültmez; aksine, yüceltir. Çünkü o gün, mesleği ne olursa olsun, bir ülkü eri olarak son görevine yürümüştü. O gün, herhangi bir detay aramadan, herhangi bir hesap yapmadan, sadece idealinin gereğini yerine getirmek üzere o son adımı atmıştı. Ne bir doğum yeri, ne bir makam, ne de bir unvan, onun bu mutlak teslimiyetini gölgede bırakabilirdi. O, kendi iradesiyle, meçhul bir tehlikenin üzerine cesaretle yürüyen isimsiz kahramanların sembolü oldu.
ŞEHADETİ VE EBEDİ HÜKÜM
İsmail Menekşe, İSTANBUL topraklarına düşerken, ardında ne eksik bir bilgi bıraktı, ne de tamamlanmamış bir görev. O, canını verdiği gün ve mekân ile ismini ebediyete yazdırdı. Adı, 07 AĞUSTOS 1980 tarihinin kanlı sayfasına, asla unutulmayacak bir şehadet nişanı olarak kazındı.
"Adı, tarihin kaydetmediği her boşlukta daha yüksek sesle yankılanır; çünkü o, sadece bir ölüm değil, bir davanın bedelidir."