"Vatan, sadece doğup yaşanılan toprak değildir; uğruna son nefesin verildiği kutlu bir yemindir."
KİMLİĞİ VE GÖNÜL İNSANININ ADANMIŞLIĞI
O, ne tahttan inmiş bir lider, ne de kürsülerden seslenen bir hatip idi. O, bu milletin sessiz bekçilerinden, alın teriyle yoğrulmuş bir emekçiydi. AHMET ERTUĞRUL ÇERİ. Mesleği kayıt defterlerinde sadece ‘İŞÇİ’ olarak geçerken, yüreği ve davası, onu tarihin en büyük rütbesine yükseltiyordu. O bir nakliye işçisiydi; elleri emeğin nasırlarıyla yoğrulmuştu. Ancak bu bedenin taşıdığı ruh, Türk İslam ülküsüne adanmıştı. O, sadece yaşamadı; o, inandığı değerlerin ardında bir 'Gönül İnsanı' olarak iz bıraktı. Doğum yeri kayıtlarda eksik kalmış olabilir, ama duruşuyla, mensup olduğu davanın kalbine doğmuştur.
İSTANBUL’DA BİR AĞUSTOS GECESİ: VEDA
Takvimler 06 AĞUSTOS 1978 tarihini gösteriyordu. O gün, İstanbul’un kalabalık caddeleri, görünmez bir çatışmanın eşiğindeydi. Şehadet, Ahmet Ertuğrul Çeri’yi o koca şehrin ortasında, Beşiktaş’ta bulacaktı. Tarih, bazen büyük kahramanlıkları, en sıradan anlarda yazar. Bilinmeyen doğum yerinden yola çıkıp, inançlarının uğruna İstanbul gibi görkemli bir sahnede son perdesini açıyordu.
O KARANLIĞA KARŞI TEK BAŞINA BİR IŞIK
Gece, saatler 23:00’ü vurduğunda, karanlık Beşiktaş sokaklarında planlanmış bir pusu kuruldu. Bu, bir tesadüf değil, bir inanca yönelik organize bir saldırıydı. Karşısında, nefretle bilenmiş, ideolojik öfkenin gücüyle hareket eden, 8 ila 10 kişiden oluşan devrimci solcu-komünist militan grubu vardı. Onlar sayıca çoktu; Ahmet Ertuğrul Çeri ise tek başına.
O an, o kalabalık sokakta, düzinelerce insanın gözü önünde, kaderin o kaçınılmaz anı yaşandı. Ahmet Ertuğrul Çeri, ne geri çekildi ne de davasını gizledi. O, inancının bayrağını en ağır saldırı karşısında dahi dimdik tutmayı seçti. O an, bir nakliye işçisinin değil, kutsal bir emanetin son muhafızının duruşuydu. Bir avuç karanlık, bir gönül insanının ışığını söndürmek için saldırdı, ancak o yalnız adamın son nefesi, bütün bir milletin vicdanına bir mühür vurdu.
ŞEHADET VE EBEDİYET
Ahmet Ertuğrul Çeri düştü. O karanlık gecede, İstanbul toprağı, inanç ve cesaretle ıslanarak kutsandı. Bedenen yenilmiş olsa da, 06 AĞUSTOS 1978 tarihi, onun davasının yenilmezliğinin destanını yazdı. Gözler önünde yaşanan bu vahşet, onun fedakarlığını kat kat artırarak, adını sıradan bir işçi kimliğinden, şerefli şehitler panteonuna taşıdı. O, kuru bir olayın kurbanı değil; davasına sadakatin bedelini ödeyen, yiğit bir kahramandı.
Şehit Ahmet Ertuğrul Çeri, sade bir işçi olarak yaşadı, ancak ideali uğruna verdiği son nefesiyle, Türk İslam ülküsünün ebedi sembollerinden biri haline geldi.
"Kahramanlar, sadece zafer anında değil; inandıkları değerler uğruna gözlerini kırpmadan yürüdükleri o son adımda ölümsüzleşirler."