"Bazı hayatlar mürekkeple değil, yürekteki inançla ve dökülen son damla kanla yazılır."
KİMLİK VE ADANMIŞLIK: ENDÜRLÜK’TEN YÜKSELEN SES
Kayseri'nin yiğit evladı, Talas ilçesinin Endürlük Köyü'nde dünyaya geldi. Adı Ali Çetin'di. O, sadece evli ve iki çocuk babası bir aile reisi değildi; o, yüksek tahsilini tamamlayarak ülkesine hizmet etme onurunu taşıyan bir idealistti. Gündüzleri bir fabrikada muhasebecilik yaparak hayatın zahmetine omuz verirken, yüreğinde taşıdığı vatan aşkı onu sıradanlığın ötesine taşıyordu. Ali Çetin, sırtına rütbeyi takıp Ankara Polatlı'da Asteğmen olarak askerlik görevini ifa eden, vatan borcunu namusu bilen bir kahramandı.
VAZİFEDEN AİLE OCAĞINA: SON DURAK
Takvimler 1979 yılını gösterdiğinde, Ali Çetin yeni bir göreve, Erzurum’a doğru yola çıkmaya hazırlanıyordu. Ancak kalbi, zorlu vazifeye başlamadan önce Kayseri’deki ailesine bir kez daha sarılmayı emretti. O, sadece bir asker değil, çocuklarının hasretiyle tutuşan bir baba, eşinin desteğiyle güçlenen bir adamdı. Bu ulvi niyetle Kayseri’ye ayak bastı. Köydeki ailesinin yanına doğru atılan her adım, fedakârlık yolculuğunun son anlarıydı. Ne yazık ki, o masum yolculuk, karanlığın pususuna düşeceği son adım olacaktı.
KARARLILIĞIN ESALETİ: ALİ ÇETİN'İN ATEŞLE SINAVI
Yol ayrımında, devrimci solcu-komünist militanlar tarafından yolu kesildi. Bir taksiye zorla bindirilerek, inancından ve duruşundan dolayı hedef alınan Ali Çetin, esaretin ve işkencenin en karanlık çukuruna atıldı.
O günden sonra yaşananlar, insanlık vicdanını titreten, kelimelere sığmaz bir vahşetti. Ülküdaşımızın ellerini bağladılar. Ancak onlar, Ali Çetin’in sadece bileklerini kelepçelediklerini sandılar; ruhunun zincirlenmeyeceğini bilmiyorlardı.
Kahramanlık, sadece savaş meydanında süngü çekmek değildir; kahramanlık, vücut lime lime edilirken dahi inancından zerre taviz vermemektir. Ali Çetin’e akla hayale sığmayan, insanlık vicdanına uymayan işkenceleri uyguladılar. Dişlerini söktüler; o dişler ki, sadece helal lokma ısırmış, dürüstlükle konuşmuştu. Üzerine asit döktüler, bedenini yaktılar; o beden ki, vatanına hizmet için yorgunluk bilmemişti. Yetmedi, bıçakladılar. Her darp, her yara, Ali Çetin’in ne denli büyük bir inanca sahip olduğunun kanıtı oldu.
KIRK ÜÇ KURŞUNLA MÜHÜRLENEN YEMİN: ŞEHADET
Militanlar, Ali Çetin’in bedenini yok etmeye kararlıydı ama ruhunu kıramadılar. İşkencenin en acımasızını tattıranlar, hınçlarını ve kinlerini dindiremediler. Bütün o vahşet yetmediği için, alçaklıklarının son perdesini açtılar: Ali Çetin’in tek bir adam oluşuna, dimdik duruşuna karşılık, vücuduna tam 43 mermi sıktılar.
O karanlık 06 Ağustos 1979 günü, Kayseri toprakları, bir yiğidin canını vatanına adadığına şahit oldu. Ülküdaşımız, bu vahşete daha fazla dayanamayarak şehitlik mertebesine yükseldi.
Cesedini Yuvalı köyü yakınlarına attılar. Ama ne yaptılarsa boşunaydı; Ali Çetin’i o gün öldürmediler, onu ebedi bir destana dönüştürdüler. O, ailesine gitmek üzereyken şehadete yürüdü ve geride iki evladına, onurlu bir miras bıraktı.
"Kırk üç kurşun, bir inancı susturmaya yetmez; sadece o inancın sonsuzluğa eriştiğini ilan eder."