"Bazı ruhlar vardır ki, vatanın kaderi yazılırken kalemi tutar, mürekkebi ise kendi kanları olur."
DOĞDUĞU TOPRAĞIN EMANETİ: KİMLİĞİ VE İNANCI
Malatya’nın kutlu topraklarında yeşeren bir fidandı o. Adı Vedat Gökdemir. Ancak o, sadece bir isim değildi; o, kimliğini davasında bulan, benliğini ülkesinin geleceğiyle yoğuran Türk Milliyetçisi ve Ülkücü ruhun sarsılmaz bir temsilcisiydi.
O, milletinin bekası için yüreğini ortaya koyanların safında yer aldı. Henüz hayatının baharında, Selçuk Eğitim Enstitüsü’nün sıralarında geleceği inşa etmeye hazırlanırken, aynı zamanda ülkesinin üzerindeki kara bulutlarla mücadele etmeyi kendine meslek edinmişti. Onun okul kitabı, aynı zamanda milli duruşunun da rehberiydi.
YÜREKTEKİ YEMİN VE SON GÖREV
Genç bir öğrenciydi; bilmesi gereken tek şey dersleri ve umut dolu bir geleceğiydi. Fakat 1978 yılının karanlık ve çetin günlerinde Vedat Gökdemir, pasif bir izleyici kalmayı reddetti. O, fırtınanın ortasına yürümeyi seçen bir kahramandı.
O gün, vatan için atılan her adımın ağır bir bedeli vardı ve Vedat Gökdemir, bu bedeli ödemeye Malatya’da, doğduğu şehirde ant içmişti. Onun hayatı, sadece ders çalışmaktan ibaret değil, milletin varlık mücadelesini her an omuzlarında taşımaktan ibaretti.
14 NİSAN 1978: ALACAKARANLIKTA BİR DURUŞ
Takvimler, cesaretin son noktaya ulaştığı o uğursuz Cuma’yı, 14 NİSAN 1978 tarihini gösteriyordu. Saat 19.00 sularında, Malatya’nın Paşaköprü Mahallesi, bir kahramanlık destanına sahne oldu. Gün ışığının çekildiği, karanlığın pususunu kurduğu o tehlikeli anda, Vedat Gökdemir, inancının sarsılmazlığıyla yürüyordu.
Karşısında, milletin birliğini parçalamaya yemin etmiş, kin ve nefretle dolu komünist militanlar vardı. Bu, eşitlerin mücadelesi değil, inancın ihanete karşı duruşuydu.
HAİN KURŞUNLAR VE ŞEHADETİN YÜKSELİŞİ
Anlatılan, bir pusu, bir katliamdı. Hainler, Vedat Gökdemir'i hedef aldı ve alçakça bir yaylım ateşi açtılar. Kurşunlar, genç ve yiğit bedenini hedef alırken, Vedat’ın duruşu, geri adım atmayan o sarsılmaz kararlılıkla mühürlenmişti.
O, inancından vazgeçmedi, davasını satmadı. Vücudu ağır yaralarla kanlar içinde kalsa da, ruhu dimdik ayaktaydı. Hemen hastaneye kaldırıldı; ancak yüreği vatan sevgisiyle yanan bu yiğidin bedeni, aldığı yara o kadar büyüktü ki, kurtarılamadı.
EBEDİYETE UZANAN SON NEFES
14 Nisan 1978’de, Vedat Gökdemir, Malatya’da, henüz bir öğrenciyken, en yüksek rütbeye erişti: ŞEHADET.
O, canını vatanın istiklaline feda ederek, gençlik hayallerini milletin geleceği için yaktı. Vedat Gökdemir, tarihe kuru bir isim olarak değil, milletinin bağımsızlığı uğruna feda edilen, kanıyla destan yazan bir Türk Milliyetçisi olarak kazındı.
"Onun kısa ömrü, büyük bir destanın sadece başlangıç satırıydı. Unutulmadı, çünkü şehitler ölmez, onlar tarihin kalbine nakşolur."