“Bazı hayatlar, milletin yolunda atılan her adımın bir destan olduğunu kanıtlamak için erken solar. O, omuzlarında bayram neşesi yerine davasının yükünü taşıyanlardandı.”
I. AYDIN’DAN YÜKSELEN GENÇ BİR YEMİN
O, Aydın’ın toprağında kök salmış, 22 baharına yeni ulaşmış bir fidandı. Adı Süleyman Hayri Balcı. Ata mahallesinde ikamet eden, lisenin sıralarında geleceğe dair umutları filizlenen bir öğrenciydi. Ancak onun kimliği, sadece doğduğu toprakların adı ya da yaşıyla sınırlı değildi; o, gençliğinin tüm enerjisini bir ülküye adamış, yüreğiyle yaşından büyük kararlar almış bir kahramandı.
II. ZORLU YILLARIN ADANMIŞLIĞI VE TEŞKİLAT
Tarihler 12 Eylül 1980 darbesinin karanlık gölgesi altındaydı. Ülkücü hareketin sesi kısılmış, dernekler kapatılmıştı. Fakat Süleyman Hayri Balcı gibi adanmış ruhlar için dava, duraklamak demek değildi. Karanlığın hüküm sürdüğü bu dönemde, teşkilatlanma ‘Bizim Ocak Dergisi’nin mütevazı tabelası altında yeniden hayat buldu. Süleyman Hayri Balcı, bu ateş çemberinin ortasında bir görev üstlendi. O, yasaklanmış ideallerin gizli neferi, gençliğin cesur sesiydi. O yıllarda görev almak, sadece bir sorumluluk değil, açıkça ilanı aşk edilmiş bir fedakârlıktı.
III. GÖREV UĞRUNA SON BAYRAM
Yıl 1987’ye varmış, mübarek Kurban Bayramı gelip çatmıştı. Bu, ailelerin bir araya geldiği, dinlenmenin ve sevinçlerin paylaşıldığı kutsal bir zaman dilimiydi. Fakat Süleyman Hayri Balcı ve yoldaşları için, bayram demek dahi görevin ta kendisiydi. Başkan Kubilay Ançin önderliğinde; Recep Köse, Suat Hayri Bolu, Yaşar Yazıcı ve Süleyman Hayri Balcı, davaları için bir hizmeti yerine getirmek üzere yola çıktılar.
Amaçları belliydi: Çine ilçesine ulaşmak ve toplanan kurban derileriyle hareketin sürdürülmesine katkı sağlamak. Bu, bayram sofralarını terk edip, milletin hizmetine adanan basit ama kutsal bir yolculuktu.
IV. EBEDİ DÜŞÜŞ VE ŞEHADET
6 Ağustos 1987 günü, o görev yolculuğu, kaderin acımasız bir darbesiyle kesildi. Gençliğin heyecanını, davanın azmini ve yoldaşlığın gücünü yanlarında taşıyan bu yiğitler, Çine yolunda elim bir trafik kazası geçirdiler.
Bayram neşesinin yerini, Aydın semalarında tarifsiz bir hüzün aldı. Süleyman Hayri Balcı, yürüdüğü kutsal yolda, omuz omuza görev yaptığı kardeşleriyle birlikte son nefesini verdi. O, yatağında değil, davasının hizmetinde, yollarda geçen bir fedakârlık anında düştü. Genç bir fidan olarak başladığı hayatı, ülkü uğruna verilen bir kurban olarak tarihe yazıldı.
O, geri çekilmeyi değil, hizmeti seçtiği an; bayramını değil, bayrağını düşündüğü o son yolculukta ebediyete kavuştu.
“Onlar, bayramı kendi evlerinde değil, milletin hizmetinde karşılayan ve bu uğurda yoldaşlarıyla birlikte ölümsüzleşen, 22 yıllık bir meşalenin ardında sönmez bir iz bırakanlardır.”