"Bazı hayatlar, kaç yıl yaşadıklarıyla değil; o yıllar içinde ruhlarında taşıdıkları ateşin büyüklüğüyle ölçülür."
KİMLİK VE YÜREK YİĞİDİ
Anadolu’nun kadim toprağı Trabzon’dan fışkıran bir yiğitlik tohumuydu o. Adı, Yaşar Yazıcı. Henüz yirmi bahar görmüş, hayatının en enerjik, en coşkulu çağını yaşayan bir lise öğrencisiydi. Gençliğin tüm hayalleri avuçlarında dururken, o, kalbini ve aklını kendinden büyük bir davaya adamıştı. Bilinmeyen bir mesleğin değil, bilinen bir ülkü uğruna çarpışan bir kalbin sahibiydi. Onun hikâyesi, sadece bir biyografi değil, genç bir ruhun cesaret anıtıdır.
İDEALLERİN KİTABI: 12 EYLÜL VE YENİDEN DOĞUŞ
Tarihler 12 Eylül 1980’i gösterdiğinde, ülkenin üzerine bir karanlık çökmüş, teşkilatlanmalar yasaklanmış, sesler kısılmaya çalışılmıştı. Ancak büyük idealler, duvarlarla hapsedilemezdi. Yaşar Yazıcı, bu zorlu devirde geri çekilmek yerine, inancının sancağını daha da yükseğe taşıyanlardandı. Ülkücü derneklere kapılar kapandığında, o ve yoldaşları 'Bizim Ocak Dergisi'nin mütevazı tabelası altında yeniden teşkilatlandılar. O, sadece bir öğrenci değil, baskıya ve dağılmaya karşı direnişin en ön saflarında görev alan adanmış bir neferdi. Onun görevi, inancını yaşatmak ve o genç ruhu karanlığa teslim etmemekti.
ADANMIŞLIĞIN ZİRVESİ VE SON GÖREV
Yıl 1987’ydi. Mübarek Kurban Bayramı, fedakârlığın ve paylaşmanın en yüce anlamını taşıyordu. Yaşar Yazıcı, bu bayram gününde dahi rahatı seçmedi; davasının hizmetinde olmayı tercih etti. Toplumun emanetini, yoksulun hakkını toplamak üzere, Başkan Kubilay Ançin, Recep Köse ve Suat Hayri Bolu ile omuz omuza vererek Aydın’ın Çine ilçesine doğru yola çıktı. Bu, sıradan bir yolculuk değil, hizmetin ve vefanın kutsal kervanıydı. Onlar, bayram coşkusunu değil, görevin ağır sorumluluğunu sırtlamışlardı.
AYDIN YOLUNDA İMTİHAN VE EBEDİYET
Çine yolunda, Aydın toprakları üzerindeyken, takvimler 6 Ağustos 1987’yi gösterdiğinde, kaderin eli aniden araya girdi. Onların beklediği mücadele belki başka bir cephedeydi; ancak nihai imtihan, en beklenmedik anda, yolda belirdi. Yaşar Yazıcı, davası için yürüdüğü yolda, emaneti toplama gayreti içindeyken, yoldaşlarıyla birlikte bir trafik kazası neticesinde şehadet makamına yürüdü.
Detayları bilinmeyen o son an, o genç kahramanın, görevi başındayken canını hiçe saydığını gösteren en büyük delildir. O, yirmi yıllık kısa ömrünü, bir kurban bayramında, vatan ve ideal uğruna çıktığı yolda feda ederek destanlaştırdı. Aydın yolu, onun için sadece bir coğrafya değil, adanmışlığın sonsuzluğa ulaştığı kutlu bir durağa dönüştü. O gün, sadece bir kaza yaşanmadı; bir idealin göğe yükselişi tescillendi.
"Aydın’da son bulan bir yolculuktu belki, ama 20 yıllık ömrü, bir destanın başlangıcı olarak yazıldı tarihe. Yaşar Yazıcı, ismi ve cesaretiyle her daim hafızalarda meşale olacaktır."