"Bazı hayatlar doğduğu yerde değil, düştüğü yerde yazılır. Hayati Gürer'in adı, bir destanın mühürüdür."
YÜREĞİ VATAN OLAN ADAM
O, kendisini tanımlayan sıradan etiketlere ihtiyaç duymadı. Nerede doğduğu, hangi okulların sıralarını eskittiği veya hangi mesleğin cübbesini taşıdığı bilinmez. Bilinen tek şey, Ülkücü Şehit sıfatıyla anılmasıdır; bu da onun hayatının amacının, kişisel başarılarından çok daha büyük bir davaya adanmışlık olduğunu gösterir. HAYATİ GÜRER, çağının karanlığına karşı dimdik duran, özüyle var olan bir ruhtu. Onun kimliği, sadece ve sadece uğruna can verdiği ideallerle çizilmiştir.
ADANMIŞLIĞIN COĞRAFYASI: ADANA 1980
Tarih 1980 yılını gösterdiğinde, Anadolu toprakları çetin bir fırtınanın ortasındaydı. Her köşe başı, bir yiğitlik sınavıydı. Hayati Gürer, kaderinin randevusuna sadık kalarak, bu mücadelenin en sıcak noktalarından biri olan ADANA'da duruyordu. Orası sadece bir şehir değil, bir inancın kalesiydi. O, bu karmaşanın ortasında, vatan aşkını bir kalkan gibi taşıdı. Takvimler, onun son nefesiyle mühürlenecek olan o kaçınılmaz günü, 06 AĞUSTOS 1980'i gösterene dek, adanmışlığından zerre ödün vermedi.
SON KARARIN GİZEMİ
Kaderin Hayati Gürer için yazdığı sahne, tarihin kayıtlarında eksik kalmıştır. Olayın nasıl geliştiği, hangi hain ellerin tetiği çektiği ya da son anlarında gözlerinin hangi ufuklara dikildiği, destansı bir gizem perdesi arkasındadır. Biyografisinde "OLAY GÜNÜ" kısmı boş bırakılmıştır. İşte onun kahramanlığı tam da bu bilinmezliktedir. O, bir pusunun kurbanı olmak yerine, bilerek ve isteyerek, o ateş çemberine yürüdü. Hangi tehlikenin onu beklediğini bilmeden, arkasına bakmadan attığı o son adım, onun en büyük kahramanlık eylemiydi. Geriye sadece, kararlılığın ve cesaretin sarsılmaz duruşu kaldı.
EBEDİ YÜKSELİŞ
O karanlık ve zorlu günün akşamında, ADANA semaları tarihin en ağır sırrını taşıdı. 06 AĞUSTOS 1980'de, Hayati Gürer, bedenini toprağa, ruhunu ise ebediyete teslim etti. O artık kuru bir isim veya bir tarihten ibaret değildi; o, kendisini tanımlayan her türlü kişisel kaydı, o son büyük fedakârlığı ile sildi ve milletinin hafızasına, daima yaşayacak bir Şehit olarak kazındı. Onun bitmeyen hikâyesi, eksik kalan satırlarda ve yüreği vatan sevgisiyle yanan her genç fidanın adımlarında yankılanacaktır.
"O, adını yazdığı mermer taşta değil; uğruna yürüdüğü bilinmezlikte ve geride bıraktığı destansı duruşta yaşamaya devam edecektir."