"Bazı ruhlar, ömür takvimini 17'de durdurur ki, milletin takvimi hiç durmasın."
HİÇ YAŞANMAMIŞ GENÇLİK
O, Antalya’nın Elmalı ilçesinden doğan bir yiğit, Hüseyin Bayram’dı. Biyografi sütunları, onun yaşamının hangi yüksek makamla taçlandığını yazmıyordu, çünkü onun mesleği yalnızca 17 yaşındayken seçtiği yüksek ülküydü. Daha sakalının bile terlemediği o yaşta, adını tarihe Ülkücü bir nefer olarak yazdırmıştı. O, gençliğin baharını yaşamadan, inancının kışına talip olmuştu. Yürüdüğü yolun bedeli ağırdı; mücadelesinden dolayı henüz bir delikanlıyken devletin en ağır misafirhanesi olan cezaevine düşmüştü. Bu, basit bir mahkûmiyet değil, genç bir ruhun davasına olan adanmışlığının mühürüydü.
ZİNDANIN SOĞUK DUVARLARI VE YEMİN
Tarih 06 Ağustos 1979 Pazartesi'yi gösteriyordu. Hüseyin Bayram, Ülkücülük suçundan girdiği Antalya Kapalı Cezaevi’nin soğuk duvarları arasında bulunuyordu. Gençliği parmaklıklar ardında geçiyordu, ama ruhu hürdü ve asla eğilmiyordu. O gün, cezaevinde karanlık bir fırtına koptu. Komünist mahkûmların başlattığı alçakça isyan, duvarların ötesine taşan bir kin dalgasıydı. Hüseyin, bu kaosun tam ortasında, banyo kısmında kapana kısılmıştı. Kaçmak yerine, o dar alanda davasının onurunu koruma kararlılığını gösterdi.
KIRMIZI İSYAN VE SON NEFES
17 yaşındaki o kahraman, sayısız düşmanın arasına sıkışmıştı. Saldırganların kalleşliği karşısında tek başına direniyordu. Önce, zalimliğin keskin ucu vücuduna değdi. Şişler ve bıçaklar, genç bedenine defalarca saplandı; ağır yaralandı ama pes etmedi. Bu saldırganlık, bir siyasi çekişme değil, bir imha girişimiydi. Düşmanları, Hüseyin’in inancını tamamen söndürmek istiyordu. Onu susturmak için en vahşi yolu seçtiler: Başına tüplerle vurularak ezildi. Hüseyin Bayram, zindanın banyo kısmında, davasının son damlasına kadar direndikten sonra, onurlu bir şehadetle ölümsüzleşti.
CENAZENİN SAVAŞI VE İKİZ KADER
Hüseyin’in şehadeti bile, düşmanının korkusunu dindirememişti. Olaydan sonra, resmi güçler bu kahramanlığın izlerini silmek istedi. Polisler tarafından cenazesi kaçırılıp gizlice bir çukura gömülmek üzereyken, büyük bir onur mücadelesi başladı. Hüseyin’in Ülküdaşları, şehitlerinin bedenine sahip çıkmak için hızla yetişti. Zalimlerin elinden aldıkları naaşı, önce hak ettiği cenaze namazı ile uğurladılar, sonra da usulüne uygun kazılmış bir mezarla Antalya Kepez Kütükçü Mezarlığı’na defnettiler.
Ancak bu trajedinin gölgesi yalnızca zindan duvarlarında kalmadı. Hüseyin’in adanmışlığının ve acısının ağırlığı, 14 yaşındaki kız kardeşi Nesibe Bayram’ın omuzlarına çöktü. Ağabeyinin şehadetine dayanamayan Nesibe, sadece üç gün sonra, kalbine saplanan bu acıyla canına kıydı.
Bugün, o iki kahramanın mezarı yan yanadır; biri davası uğruna zulümle şehit düşmüş, diğeri ise kardeş sevgisinin yüceliğiyle sonsuzluğa yürümüştür. Onların hatırası silinemedi. Daha sonra dünyaya gelen yeğenleri, Hüseyin’in cesaretini ve Nesibe’nin vefasını adlarında taşıyarak, bu destanı yaşamaya devam ettiler.
"Onlar ki, toprağa yan yana yatarak, adlarını davanın ve fedakarlığın sönmez meşalesi kılmışlardır."