"Cesaretin yemini kâğıda yazılmaz; o, adanmışlığın ateşiyle ruhlara kazınır."
ÇELİĞİ YOĞURAN YÜREK
1942 yılında Kırıkkale topraklarında, fırtınalı bir çağın ortasında açtı gözlerini İsmail Keskin. Aslı, Çankırı’nın yiğitlik destanları yazan Ilgaz ilçesine uzanıyordu. Ankara Kayaş’da ikamet eden bu müstesna adam, hayatını emeğiyle yoğurmuştu. O, sadece bir işçi değildi; Gazi Fişek Fabrikası’nın çelik kalıplarında ülkesinin gücünü üreten, alın terini davasına adayan bir neferdi.
ADANMIŞ BİR MİLLİYETÇİLİK YEMİNİ
İsmail Keskin, hayatının her anında Türk Milliyetçisi ve Ülkücü kimliğinin taşıdığı ağır sorumluluğun bilincindeydi. Onun duruşu, kuru bir ideolojiden ibaret değildi; vatanın bekası için ödenmesi gereken bedelin gönüllü olarak kabul edilmesiydi. O, karanlığın en koyu olduğu günlerde, inancın sancağını yere düşürmemek için yemin etmiş bir kahramandı.
SON GÖREV: İMANIN BİLDİRİSİ
15 Nisan 1978'de, Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) büyük yürüyüşü yapılacaktı. Bu yürüyüş, millî iradenin gür sesi olacaktı ve İsmail bu büyük sese katkıda bulunmayı vazife bildi. 14 Nisan akşamüzeri, kaderin ağlarını ördüğü o kritik saatlerde, Cebeci’de ülküdaşlarıyla birlikte omuz omuza durdu. Ellerinde, sadece bir kâğıt değil, inancın ve dirilişin mesajını taşıyan bildiriler vardı. Omuzlarında, geleceğin ağırlığını hissederek, fikrini er meydanında yayma cesaretini gösterdi.
KAYAŞ TRENİNDE SÜREN SESSİZLİK
Görev tamamlanmıştı; ancak vatan için mücadele edenlerin yolları her zaman dikenliydi. İsmail Keskin, Ankara-Kayaş banliyö trenine bindiğinde, hayatının son yolculuğuna çıktığını bilmiyordu. Tren raylarda ilerlerken, pusuda bekleyen nefret, kahramanlığını kıskanıyordu.
Karanlığın gölgesinde, devrimci-solcu komünist militanlar, bir işçinin, bir ülkücünün hayatına kalleşçe kastettiler. Gündüz yüzleşmeye cesaret edemeyenler, silahsız bir adamı kurşunlayarak şehit ettiler. 14 Nisan 1978’de, Ankara’da, İsmail Keskin’in kalbi, bir davaya olan sarsılmaz bağlılığın son mührünü vurdu. Düşen her kurşun, onun fedakârlığını ebediyete taşıyan bir not oldu.
YÜKSELEN FEDAKÂRLIK ABİDESİ
İsmail Keskin’in şehadeti, davanın sadece bir ferdi için değil, bir aile için de başlangıç oldu. Onun bu kutlu yolda yürüdüğü son adım, ne yazık ki son olmadı; zira kaydedilen o ki, bu aziz vatan uğruna verdiği mücadelenin bedelini ödeyen bu kahraman babanın, bir süre sonra babası da aynı mukaddes ideale kurban verilerek şehit edilecekti.
İsmail Keskin, emekçi kimliğiyle, milliyetçi duruşuyla, ailesiyle birlikte verdiği eşsiz fedakârlık abidesiyle, milletin vicdanında ölümsüzleşti.
"Bazı hayatlar uzunluklarıyla değil, son, sarsılmaz duruşlarının ebedi yankısıyla ölçülür."