“Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir inanç uğruna yollara düşülür ve o yolda feda edilir.”
BİR YÜREK, BİR YOLCU
Adı, Ayhan Işık.
Sadece bir isimden öte, Anadolu’nun alın teriyle yoğrulmuş, çelikleşmiş bir imanın sembolü. O, siyasi defterlerin kalın ciltlerinde değil, yolların ve direksiyonun başında bir meslek erbabı olarak yerini almıştı. Mesleği şoförlüktü; rızkını kazanmak için yolları aşındırır, sahip olduğu kamyonetiyle yük taşırdı. Kamyoneti, onun hem ekmek teknesi hem de inancının sessizce ilerlediği dört tekerlekli yoldaşıydı. Doğduğu yer, coğrafi kayıtlarda belki kaybolmuş olabilir; ama durduğu yer, o dönemin karanlığına meydan okuyan Ülkücü duruşuyla ebediyen tarihe kazınmıştır.
YOLDAKİ ADANMIŞLIK
1980 yılının zorlu, puslu günlerinde, Ordu-Ünye topraklarında yaşamak sadece nefes almak demek değildi; aynı zamanda bir taraf seçmekti. Ayhan Işık, yolda ve hayatta, inancın ve davanın yanında saf tutmuş bir yiğitti. Her sabah direksiyona geçtiğinde, sadece ticari bir yük taşımadığını, aynı zamanda vatanın geleceğine dair sarsılmaz bir umudu da omuzladığını biliyordu. O, hayatını mesleğiyle onurlandıran ve kalbini adanmışlıkla dolduran bir ülküdaşımızdı.
SIRMA KÖYÜ'NE GİDEN SON NEFES
Takvimler 05 Ağustos 1980’i gösteriyordu. O gün, Ayhan Işık kamyonetinin koltuğunda, Ünye’den yola çıktı. Rotası, Tekkiraz Bucağının ücra noktalarından biri olan Sırma Köyü idi. O günün Türkiye’sinde yollar, sadece asfalt şeritleri değil, aynı zamanda ideolojik kinin ve nefretin döşendiği ölüm tünelleriydi. O, sıradan bir görev için yoldaydı; ancak alnına yazılan kader, onu bir fedakârlık menziline çağırıyordu.
ATEŞ ÇEMBERİNDE BİR KARAR
Ve karanlık, beklediği pusuyu kurdu. Ayhan Işık, Sırma Köyü yolunda ilerlerken, devrimci solcu-komünist katillerin kalleşçe düzenlediği silahlı saldırının hedefi oldu. Bu saldırı, sadece bir şoföre değil, onun temsil ettiği tüm değerlere ve inanca karşı sıkılan bir kurşundu.
O aracın içinde, o son saniyelerde ne yaşandı? Yiğit Ayhan Işık direksiyon başında hangi kararı verdi? Kayıtlar bu kahramanca direnişin detaylarını anlatmaz; bu eksiklik, onun fedakârlığının yüceliğini artırır. O, teslim olmanın kolaylığını seçmedi. Ağır yaralandı. Kurşunlar, onun bedenini delip geçti, ama ruhunu ve davasını sarsamadı.
05 Ağustos 1980 tarihinde, Ordu-Ünye yollarında akan o kan, Ayhan Işık’ın vatan toprağına düşen son imzası oldu. Kamyonetiyle çıkılan o yolculuk, şehadetle taçlandı. Ayhan Işık, inancı uğruna ağır yaralanmış bir ülküdaşımız olarak yola çıktı ve bir destan yazarak şehit oldu.
“Onun kamyonetinin lastiğinin izleri, bir zamanlar yürüdüğümüz yolların değil, uğruna can verdiğimiz inancın haritasıdır.”