"Bazı ruhlar, henüz baharındayken, vatanın kışına siper olmaya yemin ederler."
YÜREĞİNDE TAŞIDIĞI YÜK
İsim: Selahattin Ceylan. Bir erin, bir yiğidin değil; henüz hayatın eşiğinde duran bir fidanın ismiydi bu. Ülkücü Şehit olarak ebediyete adını yazdırırken, takvimler 05 Ağustos 1979’u gösteriyordu. Kocaeli, sadece bir şehir değil, bir mücadelenin ve o günlerde yaşanan büyük bir fedakarlığın sahnesiydi. O’nun doğum yeri ve mesleği zamana karışmış, ama taşıdığı nişan ve yürüdüğü yol, tarihin sayfalarına silinmez bir mühür olarak kazınmıştır. Zira Selahattin Ceylan, o kara gün geldiğinde, daha on dört yaşındaydı.
ATEŞ ÇEMBERİ: KOCAELİ 1979
Yetmişli yılların sonu, Türkiye’nin kalbine saplanan bir hançer gibiydi. Ve İzmit, bu karanlık çağın en çetin sınavını veren şehirlerden biriydi. Komünist terör, sokaklarda adeta azıtarak kol geziyor, sadece fikirlere değil, canlara kast ediyordu. Memleketin ülkücü evlatları, her an bir saldırıya maruz kalıyor; ekmek parası kazandıkları iş yerleri dahi hain bombalarla hedef alınıyordu. Şehir, ideolojik kinin zehirli oklarıyla doluydu. Öyle ki, devrimci-komünist militanlar, duvarlara astıkları afişlerin ardına dahi bombayı saklayacak kadar alçaklaşmıştı. Her köşe başı, genç bir ruh için potansiyel bir infaz alanıydı.
ON DÖRT YAŞINDAKİ KARAR
Bu dehşet ortamında, on dört yaşındaki bir delikanlının ne işi vardı? Selahattin Ceylan, yaşıyla ölçülmeyecek bir inanç taşıyordu. Henüz genç bir 'Ülkücü adayı' olmasına rağmen, kanının sıcaklığı ve davasının yüceliği, onu korkaklığın gölgesinden çekip almıştı. O, terörün kasıp kavurduğu bu coğrafyada, tehlikeyi hiçe sayarak bir duruş sergilemeyi seçmişti. O’nun kısa yaşamı, bir eylemin, bir adanmışlığın ta kendisiydi. Silahı belki yoktu, ama kalbinde taşıdığı cesaret, en zırhlı düşmandan daha güçlüydü.
SONSUZLUĞA YÜRÜYÜŞ
Ve geldi o karanlık gün. Olay Günü’nün detayları, düşmanın sinsiliği içinde gizlidir. Hangi sokakta, hangi hain pusuyla karşılaştı? O’nu hangi eli kanlı teröristler hedef aldı? Bilinmiyor. Tarih, bu genç kahramanın son anlarını kaydetme lütfunu bize göstermedi.
Ancak kesin olan bir şey var: İzmit’in o kasvetli atmosferinde, Selahattin Ceylan, kendisine yönelen tehlikeyi gördü, hissetti. Düşman, O’nun gençliğini, O’nun masumiyetini kendine hedef olarak seçti. On dört yaşındaki bir gence kıyacak kadar gözü dönmüşlerdi.
O, korkuyla geri dönmek yerine, bilmediğimiz bir meydan okumayla, davasının gerektirdiği o son adımı attı. Bir Ülkücü adayı olarak çıktığı bu yolda, terörün alçakça saldırısıyla karşılaştı ve düşmanın kararlılığına karşı kendi genç ruhunu siper etti. 05 Ağustos 1979’da Kocaeli’de, İzmit’in kanlı göğü altında, O’nu aldılar ve şehit ettiler.
O’nun şehadeti; bir yaşın, bir mekanın ya da bir mesleğin ötesinde, inancın ve adanmışlığın en saf, en dokunaklı anıtıdır. Selahattin Ceylan, küçücük bedeniyle, milletinin mukaddes davası uğruna, canını feda etti. Ve böylece adı, 14 yaşında bir yiğit olarak, şehitler kervanına katıldı.
"On dört yıllık kısa bir ömür; bir destana sığdırdığı sonsuz cesaretle, gençliğin ne pahasına olursa olsun savunulacağını gösterdi."