"Bazı hayatlar uzun soluklu bir maraton değil, sadece 24 yıla sığdırılmış, genç bir yüreğin adanmışlıkla yazdığı bir destanın adıdır."
DENİZLİ’DEN ANKARA’YA UZANAN YÜKSELİŞ
Denizli’nin Yeşilova ilçesinden, Anadolu irfanının ve çelikleşmiş azmin bir nişanesi olarak yükseldi o. Adı, Hasan Hüseyin Sanlı. Ömrü, yarım asra bile ulaşmayacak kadar kısa ama bıraktığı iz, asırlara sığmayacak kadar derindi.
Henüz 24 yaşındaydı; ancak ilme, bilime ve vatana olan borcunu erkenden ödemek üzere yola çıkmıştı. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin (KTÜ) Matematik Bölümü'ne adım attı. Orada sadece dört yıl okumakla kalmadı; çağın gerektirdiği yüksek vizyonla hareket ederek fazladan bir yıl daha adadı kendini, ta ki Matematik Mühendisi unvanını alana dek. Bilgiye susuzluğu dinmedi, memleket sınırlarını aşarak İngiltere'ye uzandı; orada yüksek lisans öğrenimini tamamladı ve sadece bir fikir adamı değil, aynı zamanda dünya çapında yetkin bir mühendis olarak toprağına geri döndü.
BİLİMİN KALESİNDE BİR İMAN KERVANI
1977 yılı, sadece kariyerinin başlangıcı değil, aynı zamanda ülkü uğruna verdiği kutsal nöbetin de başlangıcıydı. Türkiye'ye döndüğünde, dönemin çalkantılı Ankara’sında, ODTÜ Bilgi İşlem Merkezi'nde göreve başladı. Burası, onun sadece bir meslek yaptığı yer değil, aynı zamanda inancını paylaştığı kale olacaktı.
Yüreğinde taşıdığı ateş aynı olan iki yiğit ülküdaşını, Muhittin Canlıer ve Remzi Kütükçü’yü burada buldu. Üçü, bilimin ve teknolojinin kritik merkezinde, karanlık ideolojilere karşı sarsılmaz bir duruşun temsilcileriydi. Hasan Hüseyin Sanlı, görev günleri bittiğinde ise, mütevazı bir adanmışlıkla Tokat Öğrenci Yurdu’nun çatısı altında istirahate çekiliyordu. O, sadece bir mühendis değil, vatanın geleceği için kurulan cephedeki en kararlı neferdi.
SON VARDİYA: 04 AĞUSTOS 1977
Takvimler 04 Ağustos 1977 Perşembe gününü gösteriyordu. O gün, Ankara’nın boğucu sıcaklığı altında, üç ülküdaş kutsal görevlerini tamamlamışlardı. Hasan Hüseyin Sanlı, Muhittin Canlıer ve Remzi Kütükçü, ODTÜ Bilgi-İşlem merkezinden omuz omuza çıkarak, iş yerinin her günkü servis aracına bindiler. Gecenin huzuruna ulaşmaya ramak kalmıştı.
Servis aracı, Ankara Bahçelievler semtinin son durağına yaklaştığı o meşum anda, pusu kuruldu. Üç devrimci solcu-komünist militan, en alçakça yolu seçerek kendilerini "polis" olarak tanıttılar.
İHANETİN YÜZÜ VE KAHRAMANLIK MÜHRÜ
Servis aracı durdurulduğunda, o üç yiğit, kendilerini bekleyen tuzağın farkında değildi. Önce kimlik kontrolü adı altında, inançları ve duruşları sorgulandı. Bu, onların fedakârlıkla örülü hayatlarının son sınavıydı. Geri adım atmadılar. Eğilmediler. O an, vatanın birliği için verilen şerefli duruşun bedeli kanla ödenecekti.
Hainler, kimlikleri belirlendikten sonra tereddütsüzce kurşun yağmuruna başladılar. Üç fidan, hakikatin müdafii olarak düştüler. Hasan Hüseyin Sanlı ve Muhittin Canlıer, olay yerinde; Remzi Kütükçü ise kaldırıldığı hastanede şehitlik mertebesine yükseldiler.
O gün, üç hayat söndü sanıldı; oysa, üç büyük meşale yakıldı. Hasan Hüseyin Sanlı, genç mühendis, aydın fikir adamı ve çelik iradeli ülkücü, son yolculuğunda memleketine uğurlandı.
"O, 24 yıllık ömrünü bir dava için feda etti. Vatan borcunu, mühendisliğiyle değil, kanıyla ödedi. Artık onun adı, unutulmuş bir biyografi değil, Ankara’nın taşlarına kazınmış ebedi bir kahramanlık yeminidir."