"Bazı hayatlar, sadece kaç yıl yaşadığıyla değil, hangi ideale ne kadar adandığıyla ölçülür."
BİR YEMİNİN KİMLİĞİ VE ANADOLU'NUN SESİ
Adı, Muhittin Canlıer’di. Sadece yirmi beş bahar görmüş, ancak ömrüne çağlar sürecek bir adanmışlığı sığdırmıştı. Doğduğu topraklar, babasının 1943 yılında Aksaray'dan (o dönem Niğde'ye bağlı bir sancak) Tarsus’a taşıdığı bir yurdun izlerini taşıyordu. O, 1952 yılında Tarsus’ta dünyaya gözlerini açtı; ruhunda memleketin sarsılmaz sevdası, zihninde ise bilimin ışığı vardı.
İDEALLERİN ROTASI VE MÜHENDİSİN YÜKSELİŞİ
Muhittin Canlıer, hayatını ilme adamış bir ülkü neferiydi. İTİA Adana Mühendislik Yüksek Okulu'nun Akşam Makine Bölümünden, vatanının ihtiyaç duyduğu bir nefer olarak 1977 yılında mezun oldu. Aynı yıl, ülkücü kimliğinden asla taviz vermeden, ilim yuvalarının kalbi olan ODTÜ’de, Bilgi İşlem merkezinde göreve başladı. Ankara’da, Tokat Öğrenci Yurdu'nun mütevazı çatısı altında kalıyordu. Onun mesleği sadece sayılar ve makinelerle ilgili değildi; mesleği, ülkesinin geleceğini inşa etme yeminiydi.
4 AĞUSTOS 1977: SON MESAİ VE KARANLIK TUZAK
Takvimler, milletimizin kalbine acı bir hançer saplanacağı 04 Ağustos 1977 Perşembe gününü gösteriyordu. O gün, Ankara’nın kasvetli havası bile olacakların ağırlığını taşıyamıyordu. Muhittin Canlıer, mesai bitiminde Bilgi-İşlem’den iki ülküdaşı, Hasan Hüseyin Sanlı ve Remzi Kütükçü ile birlikte çıktı. Üçü omuz omuza, o günlerin puslu ve tehlikeli ortamında bile kardeşlik bağlarının gücüyle ayakta duruyorlardı.
Onları taşıyan servis aracı, Bahçelievler semtindeki son durağa yaklaşırken, sarsılmaz bir kararlılıkla görevlerini ifa eden bu yiğitler, kalleşçe bir ihanetle karşılaştılar. Kendilerini polis olarak tanıtan üç devrimci solcu-komünist militan, aracı durdurdu.
BİLİNMEZLİĞE YÜRÜYÜŞ VE ATEŞ ÇEMBERİ
O an, rutin bir kimlik kontrolü maskesi altında, bir infaz planı uygulamaya konuldu. Muhittin Canlıer ve ülküdaşları, sahte kimliklerin ardındaki soğuk nefesi hissetti. Onlar, neye inandıklarını saklama gereği duymadılar. Katiller, kimliklerini tespit ettikleri anda, tereddütsüzce kurşun yağmuruna tuttular üç kahramanı.
Bu destansı direniş anında, ne bir geri adım ne de bir taviz vardı. Gencecik mühendis, Muhittin Canlıer, olay yerinde Hasan Hüseyin Sanlı ile birlikte, inandığı değerler uğruna son nefesini verdi. Remzi Kütükçü ise ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede şehitlik mertebesine yükseldi.
EBEDİ UYKU: TARSUS TOPRAĞI
Muhittin Canlıer, sadece 25 yıllık hayatını, 1977 yılının Ağustos ayında, Ankara’da vatanın geleceği için bir feda eylemiyle mühürledi. Onun şehadeti, kuru bir olay değil, Türk gençliğinin zorlu zamanlarda dahi ideallerinden dönmeyeceğinin kanıtıydı. Muhittin Canlıer’in naaşı, doğduğu topraklara, Tarsus Şehir Mezarlığı’na getirilerek, kalplerimize saplanan bir acıyla toprağa verildi. Onun fedakârlığı, nesiller boyu sürecek bir vicdanın ve cesaretin destanıdır.
"Ve Ankara’nın karanlık bir gününde sönen bu genç ışık, Tarsus’un ulu toprağına bir şehitlik mührü olarak kazınmıştır; unutulmayacak bir yeminin ebedi imzasıdır."