"Bazı hayatlar, yirmi yıla sığsa bile, bir milletin kaderine ışık tutacak kadar büyük bir destana dönüşür. Remzi Kütükçü’nün hikayesi, adanmışlığın Ankara’daki bedelidir."
KÖYDEN YÜKSELEN İDEALİN SAVAŞÇISI
Tokat’ın ücra bir köşesinde, Niksar ilçesinin Sarı Yazı köyünde başladı onun kısa ve kutlu yolculuğu. Toprak kokan bu diyar, bir yiğidi vatan aşkıyla yoğuruyordu. Çocukluk yılları dahi, diğer yaşıtları gibi kolay geçmedi; zira köyünde okul yoktu. Ama bir idealin peşinden gidenler için engel tanımak mümkün değildi. Küçük Remzi, ilkokul eğitimini alabilmek için komşu köy olan Beyçayırı’nın yollarını adımladı. Bu, onun hayat boyu sürecek olan davası için verdiği ilk fedakârlıktı. Ortaokulu Niksar’da tamamladıktan sonra, Tokat Ticaret Lisesi’nde okudu; her adım, bilinçli bir fedakârlıkla atılmıştı.
YİRMİ YAŞINDAKİ KAHRAMAN: DAVA VE EMEK
Remzi Kütükçü, o çalkantılı dönemde ODTÜ’de işçi olarak çalışıyordu. Bir işçiydi o; alın teri döken, hayatını onuruyla kazanan genç bir adam. Yurdu, Tokat Öğrenci Yurdu’ydu. Oysa onun 20 yıllık ömründe üzerine yapışan ve onu hedef tahtasına koyan tek kimlik, mesleği veya öğrenci yurdu değildi. Onun yegâne suçu, Ülkücü-milliyetçi inancına yüreğini adamış olmasıydı. O, yirmi yaşının baharında, inancının bedelini ödemeye hazır bir kahramandı. Tehlikenin gölgesinde yaşamayı seçmişti; çünkü davası, gençliğinden daha değerliydi.
SON SERVİSİN KARANLIK YOLCULUĞU
Takvimler, ihanetin kol gezdiği o uğursuz günü, 04 Ağustos 1977’yi gösteriyordu. Ankara’da, ODTÜ Bilgi-İşlem’deki işleri bittikten sonra, üç ülküdaş bir aradaydı: Hasan Hüseyin Sanlı, Muhittin Canlıer ve Remzi Kütükçü. Dava arkadaşlığının verdiği omuz omuza güvenle, iş yerinin servis aracına bindiler. Rutin bir mesai bitimi yolculuğuydu bu; Bahçelievler son durağa yaklaştıkları ana dek.
Ne var ki, bu yolculuk son duraklarına değil, sonsuzluğa doğruydu. Servis, yolda "polis" olduklarını iddia eden, ancak yürekleri kin ve ihanetle dolu üç devrimci solcu-komünist militan tarafından durduruldu. Bu, sinsi bir pusu, alçakça kurulmuş bir tezgâhtı.
KURŞUN YAĞMURU VE SON NEFES
Kimlik kontrolü maskesi altında başlayan o an, tarihin en karanlık sayfalarından biri oldu. Kelimeler bittiğinde, hainler mermilere sarıldı. Üç yiğit ülküdaşımız, kurşun yağmurunun ortasında kaldı.
Hasan Hüseyin Sanlı ve Muhittin Canlıer, düştükleri yerde, davanın sarsılmaz şahitleri olarak son nefeslerini verdiler. Ancak Remzi Kütükçü, yirmi yaşının tüm gücüyle direndi. Vücuduna isabet eden mermilere rağmen, hayata tutunmak için verdiği son mücadele, onu kaldırıldığı hastaneye taşıdı. O anlar, Remzi’nin son bir nefesle davasına olan bağlılığını fısıldadığı anlardı. Ne var ki, ağır yaraları onu yendi; genç ve onurlu işçi, hastanede şehadet şerbetini içerek ülküdaşlarının yanına yürüdü.
20 yıllık hayatını, inancına adayan ve bu uğurda can veren Ülkücü Şehit Remzi Kütükçü, doğduğu toprakların şefkatli kollarına emanet edildi. Tokat Niksar ilçesinin Sarı Yazı köyü, artık sadece bir köy değil, bir kahramanlık menkıbesinin ebedi istirahatgâhıydı.
"O, sadece bir işçi değil, 20 yaşında, alın teriyle ülkü uğruna bedel ödeyen büyük bir mirastır. Onun adı, fedakârlıkla yazılan destanların kalbine kazınmıştır."