"Bazı ruhlar, yirmi yıllık ömürlerine bir milletin destanını sığdırırlar; onların duruşu, tarihin en keskin çizgisidir."
KANDAN GELEN YEMİN
O, henüz yirmi yaşındaydı. Ömer Tunçkanat... Adını sadece Niğde’nin Ulukışla ilçesi sınırları içerisinde değil, ülkücü hareketin gönül coğrafyasında bir adanmışlık yemini olarak yazdıran bir genç. Hayatının baharında, yirminci yılında (04 Ağustos 1980), kaderini vatanın kaderiyle birleştiren bir kahramanlık sergiledi.
Doğduğu topraklar, Niğde-Ulukışla, onun hem ilk durağı hem de son menzili oldu. İlkokuldan lisenin sonuna dek bu topraklarda şekillenen karakteri, aileden miras aldığı milliyetçi ve MHP’li duruşla perçinlenmişti. O, sadece okuyan bir genç değildi; o, cephedeki bir neferdi.
OCAKLARIN ADANMIŞ RUHU
Ömer Tunçkanat’ın mesleği "Öğrenci" olarak yazılsa da, onun gerçek vazifesi davaya gönül vermekti. Gaziantep Eğitim Enstitüsü’nde geleceğin mimarı olmak için okuyordu; fakat aynı zamanda ülkenin geleceği için de savaşıyordu.
O, sıradan bir üye olmayı reddetti. Ulukışla’da fikirlerinin kalesi olacak yapının inşasına bizzat öncülük etti: Ülkü Ocakları Derneği Ulukışla Şubesi’nin kurucuları arasında yer aldı. Bu eylem, onun sadece düşünce ile değil, eylemle de bağlanmış bir lider olduğunu gösteriyordu. O, inandığı değerler uğruna sarsılmaz bir kale kurmuştu.
PAZAR YERİNDE KESKİN HESAPLAŞMA
Takvimler 04 Ağustos 1980’i gösterdiğinde, Niğde’nin Ulukışla Pazaryeri, sadece alışverişin yapıldığı bir meydan değil, aynı zamanda ideolojilerin çarpıştığı bir muharebe alanıydı. Ömer, o gün dahi inandığı değerleri savunmaktan çekinmedi, komünist grupla hararetli bir tartışmanın içine girdi.
Bu tartışma, sadece siyasi bir ayrılık değil, memleketin ruhunu ikiye bölen derin bir uçurumun yansımasıydı. Ömer, fikirleriyle dimdik dururken, karşı safta yer alan karanlık zihinler, kanlı bir karara varmıştı.
KAN KARDEŞTEN GELEN HAIN KURŞUN
İşte o an, kahramanlık destanının en yürek yakan, en trajik anıdır.
Ömer, Pazaryeri'nde hararetle doğruları haykırırken, komünist grubun içerisinde yer alan, ne acıdır ki, amcasının oğlu tarafından hedef alındı. Ailenin ve kan bağının kutsallığı, ideolojinin zehriyle yok edildi.
Ömer Tunçkanat, tartışmanın ortasında, en yakın bildiği bir elden gelen hain kurşunlarla yere yığıldı. 20 yıllık kısa ömrünün son nefesi, inancının sarsılmazlığını kanıtlayarak Ulukışla'nın pazaryerine mühürlendi. O, yalnızca bir kurşunla değil, akrabalık bağının ihanetiyle şehit edilmişti.
Bu kahramanlık, Ömer’in tehlikenin ve hatta aile bağlarının dahi ötesine geçerek inandığı dava uğruna verdiği son kararı ve fedakârlığı destanlaştırmaktadır.
BİTMEYEN VEDA VE MİRASI
Ömer Tunçkanat'ın aziz na’şı, mücadele ettiği, sevdiği ve uğruna can verdiği topraklar olan Ulukışla’ya geri döndü. Cenazesi, Ulukışla İlçe Mezarlığı'nda toprağa verildi.
O, yirmi yaşında, ailesinin gölgesinden çıkan bir kurşunla şehadete yürürken, geride bıraktığı destan, gençliğin ve adanmışlığın tarih sahnesine düşülmüş en acı, en gururlu not oldu.
"Onun adı, davası için ailesinin gölgesinde dahi geri adım atmayanların, pazaryerinde dahi haktan vazgeçmeyenlerin mühürlenmiş destanıdır."