"Kimi hayatlar, vatanın sınırları değil, vicdanın duruşu için çizilmiştir. O, henüz baharında, o çizgiyi alevden bir imanla geçti."
BİR TÜRK'ÜN YAZGISI VE DOĞUŞU
Adını, derin tarihin efsanevi kahramanlarından alan bir ruhun, Ülkücü Şehit Alper Tunga Uytun’un destanı, 9 Aralık 1955’te, Anadolu’nun kadim toprağı Malatya’da başladı. Kökleri, Tunceli’nin Çemişkezek ilçesine uzanan bu kahraman, babası Nurettin Uytun’un vazifesi gereği, henüz çocuk yaşlarda yurdun farklı şehirlerinin havasını soludu. Çocukluğu Elazığ’da umut, Eskişehir’de kararlılıkla geçti. Bu göçler, onun ruhunda vatanın bütünlüğüne dair sarsılmaz bir bağlılık inşa etti.
İDEALLERİN AKADEMİSİ VE ADANMIŞ GENÇLİK
Ankara Keçiören’de ilkokuldan liseye uzanan eğitim yolculuğunda (1967-1975), Alper Tunga, yalnızca akademik bilgiyle yetinmedi. Henüz genç yaşlarda Milliyetçi yayın organlarıyla tanıştı ve ruhunu Türk İslam Ülküsü’nün çelikten çerçevesiyle donattı. O, sadece bir öğrenci değildi; Keçiören Büyük Ülkü Derneği ve Ülkü Ocakları Derneği’nde aktif görev alarak, geleceğin davasına omuz veren bir neferdi.
1975 yılı geldiğinde, İstanbul Anadoluhisarı Gençlik ve Spor Akademisi’ne kaydını yaptırarak, yalnızca bedenini değil, ruhunu da hizmete hazırlayan bir yola girdi. Bu, spor ve gençliğin dinamizminin, adanmış bir ülküyle birleştiği bir akademiydi.
İSTANBUL'DAKİ KARANLIK GÜN
Takvimler 13 Nisan 1979 Cuma gününü gösterdiğinde, İstanbul’un kalabalık sokakları, yaklaşan bir trajediye gebeydi. Vatanın dört bir yanını gezmiş olan bu yiğit ülküdaşımız, o kutsal günde, diğer ülküdaşlarıyla birlikte Cuma namazını eda etmek üzere camiye gitti.
İşte bu an, imanın huzurunun gölgelendiği, tarihin kaydettiği en büyük vicdansızlık anlarından biriydi.
MİNARENİN GÖLGESİNDE BİR HAYKIRIŞ
Cami kapısından çıktığı o anda, insafsız bir pusu onu bekliyordu. Pusuda bekleyen, devrimci solcu komünistlerden oluşan bir grup, genç ve savunmasız Alper Tunga’ya saldırdı. Bu alçak saldırıda, iman dolu göğsü üç yerinden bıçak darbesi aldı. Kanlar içinde yere yığılmasına rağmen, o anın acısı, aldığı yaralardan değil, etrafındaki sessizlikten kaynaklanıyordu.
Çünkü olayı, hemen yanı başlarında, ibadetlerini yeni bitirmiş olan cami cemaati görmüş ve ne acıdır ki, yalnızca seyir etmişti.
Ölümle pençeleşirken dahi, bu kahraman, son nefesiyle etrafındaki vicdanlara seslendi. Haykırışı, kişisel bir feryat değil, tarihe düşülmüş destansı bir nottu:
"Bir Müslüman saldırılıyor, hiçbiriniz müdahale etmiyorsunuz! Bu böyle giderse, korkarım siz de aynı akıbete uğrayacaksınız!"
Bu sözler, yaralı bir öğrencinin çaresizliği değil, zulme karşı susan bir topluma yönelik peygamberane bir uyarıydı.
EBEDİ HAKİKATİN MÜHRÜ
Ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede, gençliğinin tüm umutları ve davasına olan sarsılmaz aşkıyla, dünyaya veda etti. 13 Nisan 1979’da, İstanbul’da şehadet makamına ulaştı.
Ne yazık ki, Şehit Alper Tunga Uytun’un cami cemaatine yönelttiği o kehanet dolu uyarı, kısa sürede gerçekleşti. O kızıl saldırıya sessiz kalanlar, zamanla aynı akıbete maruz kaldı, aynı tehdit altında can verdi.
O, sadece bıçaklanarak değil, aynı zamanda sessizliğin ve korkaklığın verdiği acıdan şehit oldu. Bir ülkü uğruna verdiği mücadele, eyleminin temizliği ve son nefesiyle yaptığı vicdan çağrısı, adını ölümsüzleştirdi. Alper Tunga Uytun, fedakarlığın ve onurun, sessizliğin karanlığından daha güçlü olduğunu kanıtlayan bir meşale olarak tarihin kalbine kazındı.
"O, bir bıçak darbesiyle değil, sessizliğin verdiği acıdan şehit oldu. Adı, vicdanın sustuğu her yerde, yeniden yankılanan bir ikazdır."