"Bazı hayatlar, yarım kalmış bir türkü gibidir; notaları eksik olsa da, ruhu ve kahramanlığı sonsuza dek yankılanır."
KİMLİĞİ VE YÜKLENDİĞİ MİRAS
Adı İsa Abacı’ydı. Şanlıurfa’nın sıcak toprağında doğmuştu, ancak geleceği, ilmin ve şifanın merkezi olan İstanbul’daki Eczacılık Fakültesi’nde parlıyordu. Henüz 25 yaşındaydı; hayatının baharında, bir öğrenciydi, ama aynı zamanda bir yuvayı ayakta tutan bir direkti. O, evliydi ve gözleri kendisini arayan iki küçük çocuğun babasıydı.
Omuzlarında sadece ders kitaplarının yükü değil, aynı zamanda babasının atarlık mesleğinden gelen toprağın sorumluluğu da vardı. Okuldan uzak kaldığı her boş anı, memleketine koşar, alın teriyle çalışan babasına destek olurdu. İsa Abacı, sadece bir meslek edinmek için okumuyordu; o, ruhunu ve varlığını, İstanbul teşkilatında görev üstlendiği Ülkü Ocakları Derneği’nin sarsılmaz ideallerine adamış, vatanın geleceği için mücadele eden sessiz bir neferdi.
SON YAZ: ŞANLIURFA’NIN EMANETİ
Takvimler 1978 yılının Ağustos ayını gösteriyordu. Şiddetin gölgelediği o zorlu dönemde, İsa Abacı, öğrencilik hayatına kısa bir ara vererek memleketine, Şanlıurfa’ya dönmüştü. Babası, oğlunun şehirde olmasını fırsat bilmiş, ticaret için İstanbul’un yolunu tutmuştu. Böylece dükkânın emaneti, hayatını ideallerine adayan bu genç kahramana kalmıştı.
O gün, 4 Ağustos 1978, kardeşinin omuzdaşı ve sığınağıydı. Akşama kadar dükkânda omuz omuza çalıştılar; hayatın sıradan akışına tutunmaya çalışıyorlardı. Ancak bilinen o ki, dükkânın kapısı kapanmadan önce, İsa Abacı, kaderinin kapısını aralayan son büyük kararı verdi.
KAHRAMANIN SON BEŞ DAKİKASI
Hava kararmış, dükkânın ışıkları son demlerini yaşıyordu. Kardeşiyle vedalaşırken, onu önden yolladı. “Sen git,” dedi, “Ben beş dakika sonra arkandan geliyorum.”
Bu beş dakika, İsa Abacı’nın ölüme karşı koyduğu bir kalkan oldu. Kardeşi henüz dükkândan uzaklaşmış, güvenli alana adım atmışken, beklenen karanlık baskın gerçekleşti. Bölücü örgüt militanları, bir öğrencinin ve bir babanın çalıştığı o dükkâna, ideoloji düşmanlığıyla kuşanmış bir öfkeyle daldılar.
İsa Abacı, kardeşini kurtarmak için öne atılmıştı. O, dükkânın arkasında tek başına dururken, sırtında taşıdığı Ülkü davasının bedelini ödemek üzereydi. Dükkân, kurşun sesleriyle yankılandı. Bölücü militanların namlularından çıkan kurşunlar, 25 yaşındaki Ülküdaşımızı orada, kendi emanetine sahip çıktığı yerde şehit etti. O, beş dakika sonra gelecekti; ama arkada bıraktığı masum hayatlar için o beş dakikayı kendi sonuyla satın almıştı.
4 AĞUSTOS 1978: RAMAZAN’IN İLK GÜNÜ
Şehadeti, 4 Ağustos 1978 Cuma günü gerçekleşti. Ancak bu kahramanlık destanı, daha derin bir mana taşıyan bir günde sonlandı.
Cenazesi, Pazar günü, Ramazan ayının ilk günü, mübarek bir başlangıcın gölgesinde, öğle namazına müteakip Hasanpaşa camiinden kaldırıldı. İsa Abacı, vatan uğruna genç yaşta canını feda eden bir şehit olarak, Şanlıurfa’nın Harrankapı Aile Mezarlığı’na, idealinin ebedi huzuruna tevdi edildi. Geride kalan iki yetim, babalarının sadece bir öğrenci değil, aynı zamanda idealleri için ailesinin güvenliğini bile kendi hayatının önüne koyan adsız bir kahraman olduğunu asla unutmayacaktı.
"O, sadece bir dükkânın kapısını kapatmadı; ardında, uğruna can verdiği ideallerin ve koruduğu sevdiklerinin ebedi meşalesini yaktı."