"Bazı ruhlar vardır ki, 23 yıllık ömürlerine bir milletin onurunu sığdırır; fırtına kopsa da eğilmez, yürüyeceği yol bellidir."
BİR YEMİNİN KİMLİĞİ VE MUKADDES YÜK
O, sadece bir öğrenci değildi; bir davanın kor ateşi, geleceğin umudu ve mukaddes bir hareketin başındaki neferdi. Adı Hüseyin Bakışlı. Doğum yeri, şehitliğinin de mührünü taşıyacağı kadim yurt, Antalya’ydı. Henüz 23 bahar görmüş bu yiğit, Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nun ikinci sınıfında okuyordu; kalemiyle ve duruşuyla Türkiye’nin yarınlarını inşa etme aşkıyla yanıyordu.
Ancak Hüseyin’in omuzlarındaki yük, öğrenci defterlerinden daha ağırdı. O, zorlu yılların ortasında BÜD (Büyük Ülkü Derneği) Ankara Bahçelievler Şubesi Başkanlığı gibi zorlu ve tehlikeli bir görevin bayraktarıydı. Ankara’nın en çetin cephelerinden birinde, inancın ve dirayetin sembolü olarak dimdik duruyordu.
DÜĞÜN YERİNDE KESİŞEN KADER
Takvimler 03 Ağustos 1977’yi gösterdiğinde, Hüseyin Bakışlı, kısa bir mola için Antalya’daydı; bir yakınının düğün sevincine ortak olmak üzere gelmişti. Ancak bu kısa durak, kaderin en acımasız sınavına dönüşecekti. Konyaaltı Halk Plajı Düğün Salonu’na adım attığında, sevinç çığlıkları yerine, karanlığın gölgesini buldu.
Salon, huzuru bozmaya yemin etmiş, devrimci solcu-komünist militanlar tarafından adeta bir pusu yerine çevrilmişti. Onlar hazırlıklıydı, niyetleri belliydi.
BİR KAHRAMANIN SON SAVUNMASI
Hüseyin’in varlığı, ideolojik kinin fitilini ateşlemeye yetti. Sayıları tam on dörde ulaşan gözü dönmüş militanlar, bir tek kişiye karşı harekete geçti. Hüseyin, bu haksız ve gaddar saldırının karşısında tamamen yalnızdı; üzerinde ne bir silah ne de bir korunma aracı vardı. Silahı, sadece bileği bükülmez onuru ve sarsılmaz inancıyla pekişmiş yumruklarıydı.
Bıçaklar ve sopalarla gerçekleştirilen bu toplu saldırı karşısında, 23 yaşındaki bir başkan, davasının namusunu korumak için tek başına kükredi. Kanlar akmaya başladığında, aldığı bıçak yaralarına rağmen ayakta kalmaya çalıştı.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Yaralı ve kanlar içinde kalan Hüseyin, son bir gayretle hayata tutunmak, hastaneye ulaşmak için dışarı fırladı. Yolda durdurmaya çalıştığı bir araba, umut ışığıydı. Fakat alçaklık, bu umut ışığını söndürmekte kararlıydı.
Saldırganlar, kahramanın yardım almasına izin vermeyerek peşine düştüler. Artık bıçaklar değil, ölüm saçan silahlar konuşuyordu. Geri çekilmeyen, davasına sırt çevirmeyen bu yiğide, en son ve en alçakça darbeyi indirdiler: Kurşunlar.
ŞEHADET ANITI: 03 AĞUSTOS 1977
Antalya’nın sıcak toprağı, 03 Ağustos 1977 günü, 23 yaşındaki bir kahramanın kanıyla mühürlendi. Ağır yaralar alan Hüseyin Bakışlı, tek başına verdiği o destansı mücadelenin ardından, olay yerinde şehadet makamına ulaştı.
O gün, sayıca on dört kat üstünlüğe sahip bir güruhun karşısına sadece yumruklarıyla dikilen Hüseyin, yenilmedi; aksine, duruşuyla ve fedakarlığıyla bir milletin hafızasına kazınacak ebedi bir ders verdi. O, canını siper ederken, yalnızca kendini değil, temsil ettiği tüm değerleri savundu.
"Onun son nefesi, bir davanın 23 yıllık yeminine mühür oldu; haksızlığa karşı tek başına duranların destanı, 03 Ağustos 1977'de Antalya toprağına yazıldı."